Anasayfa > Circassian and Documentary > Türklük ve asimilasyon Dersleri

Türklük ve asimilasyon Dersleri


Çerkeslerin kışkırtmalar ile bunaltılmaya, korkutulmaya ve isyan etmeye zorlandıkları bir dönemde; 1923 Ağustos’unun 18’inde Kafkas Milliyetçisi ve Çerkes aydını olarak lanse edilen Mehmet Fetgerey Şoenü tarafından kaleme alınan Türk kamuoyu ve TBMM’ne sunulan yazı günümüze ışık tutacak bir ibretlik vesikadır.

Metin içerisinde numaralandırdığım yazılar, şuan ki durumumuza harfi harfine ışık tutmaktadır.

Zamanında Çerkeslere yönelik saldırılar ve tahrikler neticesinde bunu yapan Türk ülkücülerine akıl vermeye kalkan Kafkas milliyetçisi Abhaz kökenli Fetgerey Şoenü TBMM’ye sunulan bu sunuda bakın neler demişti:

MEHMET FETGERİ ŞOENÜ

“Eğer bu sorunun uyaranı, asimilasyon gibi, uluslaştırmak gibi bir sosyal gereklilik ise o böyle olmaz. Ulusal sevgiler kılıçla oluşmazlar. Halklar şiddetle asimile edilemezler. Bu iş için top ve tüfek, zorlama ve sertlikten daha önce ve daha çok, iyi geçim gereklidir, bilim ve kültürün yaygınlaşması gereklidir, asimile edilmek istenen halkın istemesi gereklidir, özetle; yaşamı bitimsiz acılar gibi değil, huzur ve bolluk ile mutluluk renginden göstermek gereklidir.

Şimdiye kadar hiçbir ulusal ülkünün etkilenmemesine karşın bir çok çevrelerin, özellikle aydınların, kentlilerin kendi kendilerine Türk kamuoyuna karışıp gittiklerini görmüyor muyduk? (1)

Birçok gençler tanıyoruz ki benim babam, ya da büyük babam Çerkes’ti diyorlar. Çerkeslik onlarda ancak böyle tarihsel bir anıdan başka bir şey bırakmamış bulunuyor. (2)

Hem Çerkesler gibi dağılmış bir öğenin asimilasyonu, Türkleştirilmesi için zor kullanımı ve şiddete, öldürme ve göçürmeye hiç gerek yoktur. Hiçbir durumda gereksinme duyulmaz. Asimile etme ve asimile edilme kundura boyası gibi iki dakikalık bir renk değiştirme işi değildir. Bu zaman işidir. Örneğin bugün bütün köylerde açılacak okullar ve gerçekleştirilecek sosyal örgütlenme, her şeyden daha çok da Türklüğü yükseltmek, diğer öğelerin epeyce üstüne çıkartmak bu işi olağanüstü kolaylaştırır. (3) Hem de bu işin tatlılıkla, güzellikle, tiksintisiz, kinsiz, düşmanlıksız başarılmasını sağlarlar. Kırk elli yıllık sürede bütün Anadolu Çerkesleri Türk olup çıkar. (4)

Gerçi elli yıl bir süredir. Bir ulusun yaşamında ise ancak bir haftadır. Türk olmayan halkların Türk olması için fazlasıyla yeterli olan bu yıllar üç kuşak demektir. Üç neslin kuşakları tek bir düzen ve ulusal bir eğitim ilkesiyle yetiştirildiğinde üçüncü, hatta ikinci kuşak artık bugünkü en inançlı Türk’ten daha Türk olur. Bu kesindir. (5) Avrupa’nın günümüz ulusları arasında buna birçok örnek de vardır. Özellikle Prusya ve çarlık Rusya’sı ile balkan ulusları en canlı örneklerdir. Ancak bunların tümü de az çok doğulu anlayışı ile hareket etmişlerdir.

Hemen her ulusal ülkü öncüsünün ileri sürdüğü Amerika en gerçek, en akılcı ve en insancıl bir örnektir. Oradaki yöntem, köyleri boşaltmak yönteminden bambaşka ve taban tabana ters bir yöntemdir. Amerikalılık duygusu içinde asimilasyonu istenen ailelileri varlıklı yaparak ülkeye kişisel çıkar ile bağlamaktadır. Onlar çok iyi biliyorlar ki, varlık gibi ilgilerden, çıkardan yoksun kimseler ülkenin düzeni için sürekli birer tehlikedirler. Bunların bu durumlarıyla uluslaştırılmalarından umulan yarar sıfırdır. Bu nedenle son hızla ulusal renk alacak bir çıplak yerine, biraz uzun sürede karışacak, uluslaşmış, varlıklı, emek sahibini yeğ tutuyorlar, asimilasyon görevini zor kullanım ve şiddet yerine zaman ve kişisel çıkara bırakıyorlar. Bu durumda kendilerine düşen görev; dikkatli bir gözetim oluyor… Halbuki bu yöntemin yanında zor kullanma ve şiddetin doğru yoldan ayrılmanın, asimilasyon süresini en son sınırına ulaştıracak, uzatacak araçlardan başka bir şey olmadığı, son bir deneye daha gereç olmayacak kadar; gerçekleşmiş bir şeydir. Öyle değil mi ya… bir kez iki taraf kine boğuldu mu artık bir kuşak, beş kuşak daha heba olacak değil midir? (6)

Evet… çünkü bugünün ulusal sevgi sorunu diye gösterilen şey bir eğitim sorunudur. Dolayısıyla günümüzde yaşayan başka eğitim görmüş, başka duygularla yetiştirilmiş varlıkları, gençleri ve erişkinleri de Türk yapmak iddiasına kalkışılırsa mantıksız bir harekette bulunulmuş olur. Onlar gerçek Türk olamazlar. Hangi öğenin üyesi olursa olsun, yaşlanmış bir kimseye ulusunu unutturmak, yani etkisinde bulunduğu gelenekleri, bu yaşa kadar kendisini besleyen içsel yapıya güç ve besin veren geçmişi, eğitim biçimini, alışkanlıkları birden bire değiştirmeye kalkışmak demektir. (7) Ki, bu boşa uğraşmaktan başka bir şey olamaz.

Eğer Türk ülkücülüğü mantığa uygun bir hareket yapmak istiyorsa günümüzün yetişmişlerinden vazgeçmeli, yeni kuşaklarla, gelecek kuşaklarla ilgilenmeli, onların da bugünküler gibi başka perdelerden öten seslerle yetişmemesini sağlamalıdır. (8)

Bu Türklerin bir ulusal yeminleri (misak-ı milli) vardır. Bu yeminin çizdiği sınırlar içerisinde yaşayan öğelerin tümünün yalnız Türk genel adıyla kaynaşmaları kesinlikle gereklidir… (9) Avrupa denilen ünlü, ulusal topluluklardan Türklerden başka böyle bukalemuna benzer ulusal görünümü olan, daha doğrusu henüz uluslaşamamış olan, bugün çağdaş ilkelerden çok geride ve uzakta olan dinsel bir toplum yapısında karışıp gitme psikolojisinde kalmış başka bir ulus daha yoktur… v.b

Biz, bütün inancımızla, bütün varlığımızla bunlara “doğru” diyoruz. Ancak bunu tamamlayan; “Çerkesler haindirler. Çünkü Türkiye’nin Türklerin olduğunu kabul etmeyip Türklüğü yıkan Osmanlı baskı yönetimi ile birlik oluyorlar…” söylentilerini hiçbir şekilde sağduyu ile bağdaştıramıyoruz. (10)

Çerkesler ne saltanatçıdırlar ne de Türk ülkücülüğünün düşmanıdırlar. (11)

Baş ağrıtacağımızdan olduğu kadar susturulacağımızdan da korkmaksızın duyuruyoruz ki: Çerkesler, arasında yaşayacakları bir ulusun iyi karışmış bir üyesi olmak ile üzerlerine hayali bir arka kanadı açacak bir padişahın kulu olmak arasındaki farkı, anlamayacak kadar (budala olanı yoktur). Onlar çok iyi bilirler ki padişahla kucak kucağa, koyun koyuna yaşayacak değil, ulusla, Türklükle kucak kucağa kaynaşacak, geçineceklerdir… (12)

Onlar (Osmanlıcı Çerkesler) hareketlerinin sahibi değil, ancak bütünüyle tutsağıdırlar. Toplumsal yaşamın en etkili egemeni işte bu sırdır, bilinçsizliktir.

Eski Osmanlılar bu konuda ne güzel düşünüyorlarmış… Acaba uluslaştırmak siyasetini şimdikiler, onlar kadar kolaylıkla ve geniş kapsamlı olarak uygulayabilecek ve başarıya ulaştırabilecekler midir?

Bu konu gerçekten düşünülmeye değer bir özelliktir. Şimdi, ilk uygulaması Çerkesler için düşünülen, bu sorundaki düşünce yapısı, geçmişin yararlı düşünce yapısı ile karşılaştırılamaz. Eski zamanlarda bir Padişahlık enderunu, bir Yeniçeri ocağı, özellikle bir Devşirme ve içoğlanları örgütü, hiç sezdirmeden Türkleştirmeye yarayan büyük kurumlardı. (13) Bir Türk düşünürünün dediği gibi Osmanlılığa sayısız büyük adam yetiştiren, bu ocaklardan başka bir yer değildi. Buraları doğrudan doğruya ulusal özümleme merkezleri idiler.

Doğal ki bugün böylesi ocakları yeniden kurma olanağı yoktur. Gerçi Yetim Okulları, Sanayi Okulları, Çırak Okulları vb. gibi yatılı okullar da bu işi görebilirlerse de bunların gereği kadar çoğaltılması olanaksızdır. Ve böyle, aile köşesinden uzakta yetişecek insanlar da ya rahip ruhlu ya da asker yapılı olmaktan kurtulamazlar. En sağlıklı asimilasyon aracı ise genellikle okul ve kültürdür. (14) Bunlar iki ajitasyon koludurlar ki insanları az bir zamanda, aynı düşünür, aynı görür bir duruma getirebilirler. Spor dernekleri ve karşılaşmaları, ulusal tiyatro ve sinemalar en büyük kolaylığı yaratırlar. Hele bunlara güvenlik ile güven, huzur, refah ve varlık da eklenirse iş kendiliğinden ortaya çıkar. Çünkü birçok insanların ulusal sevgileri, onların biraz fazlaca kişisel olan çıkarlarının sınırını aşamaz.

Yok eğer kesinlikle çok hızlı bir ajitasyon ve asimilasyon aranıyorsa, yıkmaksızın, yakmaksızın, yok etmeksizin bunun yalnız bir yolu vardır. (15) Türk olmayanlara ve olamayacaklara kapıları açıp “buyurun efendiler” demek… Bu kolay bir şeydir ki ne göçürmelere ne de öldürmelere ortam bırakır. Kalanlar öz ruhlarının zorlamalarından ya da içtenliklerinden Türk olmaya adaydırlar. Gidenler gidecekler ise ülkenin gelecekteki iyi sonu için çıkarılan dara sayılırlar…

TÜRKLER ile ÇERKESLERİN DOSTLUĞU ÇOK ESKİYE DAYANIR?

Çerkeslerle Türklerin tarihsel ilişkileri çok eskidir. Hatta Selçuk Türklerinden daha öncedir. (16) Ancak Kafkasya’daki Çerkesistan’ın Türkiye ile olan olumlu ilişki ve bağlantısı hicri 900 tarihinden sonradır. Ve ilişki Kırım Hanlığı aracılığı ile kurulmuştur. Çerkesistan ile Kırımın bağları ise 940’ta han olan Sahibgiray zamanına rastlar.

TÜRKLER İLE AKRABAYIZ…

Türkler gerek Kırım zamanında, gerek Kırım’ın Rusya’ya (Sh.30) katılmasından sonraki dönemde Çerkes bağımsızlık ve özgürlüğüne, yalnız sözde değil gerçekte de dokunmamışlardı… (17) (Bu konuya, gerçekleri bilmek adına bir başka yazımda değineceğim. Soner Kocsav)

Türkler Müslüman idi. Kendileri gibi Müslüman olan kişi ve toplumlara da aynı haklardan yararlanma hakkını bağışlıyorlardı. Ki, bu bağış sayılacak bir kardeşlik ilkesi, bir çeşit uluslar arası uygulamaydı.

Hepsinden daha çok olarak da Türklerle Çerkesler çok eski zamanlardan beri akraba olmuşlardı. Gerek sarayların-gerek devlet büyüklerinin % 75’inin harem daireleri, hanımefendileri Çerkes’ti. (18) Evliliğe dayalı bu akrabalık çok doğal ve karşılıklı bir eğilim yaratıyor, iki tarafı birbirine bağlıyordu… (“Millet” düzeyinde akrabalık böylemi oluyor? -SK)

Daha birçok özelliği, ikinci derecede nedenlerin varlığını da yadsımamakla birlikte bu üç neden Çerkeslerin Türkler hakkında bitimsiz bir sevgi beslemeleri için yeterli olmuştu savını ileri sürebiliriz.” (19)

İstanbul, 18 Ağustos 1923

MEHMET FETGERİ ŞOENÜ

İKİNCİ BÖLÜM
Köylerin yerleri değiştiriliyor, insanlar ikinci bir sürgüne Anadolu topraklarında tabii tutuluyordu. Rus Çarlarının yaptığının bir benzeri, bir kağnı arabasına sığabilecek mal varlığı haricinde hiçbir şeyini alamadan istenilen ve gösterilen yerlere insan yığınlarını yerleştirmek uygulaması yapılmaya başlanmıştı.

“Savaş durumunun ve belki biraz da siyasal ve sosyal bilinmezlerin gereksinme gösterdiği, geçici bir özel durum ortaya çıkmış ve bunun gereği olarak bazı köylerin yerleri değiştirilmiş olabilir. Bu genele yönelik sayılmamalıdır. Olağanüstü durumların, olağanüstü uygulamaları olup geçici şeylerdir.” diyordu Çerkes aydını ve Kafkas milliyetçisi Mehmet Fetgerey Şoenü. (1)

Akabinde bu işin sorumlularını birkaç kafasız diye nitelendirdiği Çerkeslere bağlıyor ve şöyle diyordu:

“Bu sorunun suçlusu onlardır ve bu olay tüm millete mal edilemez”.

Ancak Çarların zulüm politikasını Türk kardeşlerimiz demi örnek alıyor yoksa diyerek, Kafkasya’da 1864 yılında benzer bir sürgüne neden olan sebepleri görmezden gelebiliyordu. Türkiye’de olduğu gibi orada da sürgünden önce verilen mücadelelerde tümden bağımsız bir devlet hayali yoktu Çerkeslerde(Adigeler). Ayaklanmalarının nedeni de bu bahsedilen olayda da gördüğümüz gibi sadece kışkırtmalar ve korku mekanizmasından dolayı, kapısına gelen silahlı orduya karşı evini, ailesini, milletini savunma olayından ibaretti.

Demek ki; anavatanda da zamanında kafasız Çerkesler çok vardı ki, her türlü kışkırtmaya, desteğe kanıp Rus ordusuna yıllarca kafa tutmuştu. Neden bu tüm millete mal edildi peki? Türk milliyetçilerinin yaptığı makul gösterilirken, zamanında Rus milliyetçilerinin yaptıkları ya da yapmak zorunda kaldıkları şeyler neden makul gösterilemiyordu? Cevabı kısmen belli olsa da bunu anlamak gerçekten çok zor ve mantığa uymuyor. Mesela şu sözlere bakmak yeterlidir:

“11 Mayıs(1917), Kafkasya dağlılarının resmen devlet bağımsızlığını ilan ettiği bir gündür. O gün, Kuzey Kafkasya kardeş millettaşları federal bir cumhuriyet çatısı altında birleşerek bağımsızlık bayrağını açmışlardır.

Bunun gerekliliğini anlatmak için, Kuzey Kafkasya’da Rus hükümetinin 70 yıl boyunca sürdürdüğü Ruslaştırmanın sonuçlarını göstermek yeterlidir. Asimile edilen dağlıların sayısı yılda bir kişiyi bile zor bulur. Bu, inancın, tarihi bir öç almanın ne kadar güçlü olduğunu göstermekte değil midir ve tarih öcünü almıştır.” (2)

Mehmet Fetgerey Şoenü

İlk bölümde alıntıladığımız gibi Osmanlı coğrafyasında Türklük asimilasyonuna birinci dereceden onay veren ve verdiği öneriler ile ilerde 3. kuşak Çerkeslerin Türk’ten çok Türkçü olacaklarını savunan Çerkes aydını Fetgerey Şoenü, Kafkasya adına farklı bir dilde açıklama yapma huyunu devam ettiriyor: “Bunlar; Çar saraylarının cilalı parkeleri üzerinde çın çın çınlayan ‘altın kakmalı” mahmuzlarının çıkardığı çıngırtıyı hala kulaklarından silemeyen bu ‘Çar’dan çok Çarlığa tapınanlar’, son hareketleriyle insanlık âlemine bir kez daha ilan etmiş oldular ki, özgürlükten, bağımsızlıktan çok, kara kartallı Çar armalarının dilini söylerler. Başka dil anlamazlar. Altın, sırma, haşmet ve debdebe vicdanlarını bir örümcek ağı gibi bütünüyle sarmıştır (…) ” Mehmet Fetgerey Şoenu, 1922

“Anavatana dönüşü aciz girişimler olarak sayan, diasporayı bilinçten yoksun gören ve onları asimile edilmiş bir grup olarak lanse edenler, bütün bunları makul ve olması gerekli şeklinde göstermesine rağmen Kafkas milliyetçisi olarak gördükleri bu şahsın Osmanlı Çerkeslerinin nasıl asimile edilebileceği hakkındaki sözlerini nedense görmezden gelmektedirler. Çar armalarının dilini söyleyenlere karşı çıkıldığı halde, Türk ülkücülerinin sesi olmaya aday insanlarımız değil midir bunlar? Zaten anavatanda ulusal mücadelesi darbe yemiş bir halk, diasporada da asimile edilerek özünden tamamen uzaklaştırılmış ve artık kendini diasporalı değil tamamen Türk olarak kabul etmiş ve böylece de anavatanları benliklerinden silinmiş olmuyor mu?”( S.K)

“Diaspora örgütsüz, güçsüz ve yılgındır. Diaspora kendi topraklarından uzakta, dillerinden yoksun ve bin parçadır. Diaspora bağrında yaşadığı ülke rejimlerinin, milli varlığı aleyhine geliştirdiği politikalara karşı tepkisiz ve yetersizdir. Diaspora kendi potansiyelinden bihaber olmakla beraber, bu büyük kütlenin, diaspora sıfatına sahip oluşu dahi şüphelidir.”

Atrışba Murat Bolat –Kafkasya Forumu

Peki bu diasporanın birliği Türklük ile mi sağlanacak? Daha doğrusu anavatan ayağında Kafkasyalı, Türkiye ayağında Türk olarak mı sağlanacak? Evet bu büyük Türkiye diasporasının, diaspora sıfatına-daha doğrusu Çerkes adına yakışır bir bilince sahip olamamasının nedenlerini zaten yukarıda ve birinci bölümde verdiğimiz örnekler ile gözler önüne sermeye çalışmıştık. Anavatana dönüşün önündeki en büyük engelinde bu olduğunu bilmeyenlerimiz yoktur. Şunu diyemiyoruz en azından: “Diasporadaki durumların bu konudaki faaliyetleri Kafkasya için vakit vakit kendini gösteren bir met ve cezirden ibarettir sadece.” Mehmet Fetgerey Şoenü

Evet, özellikle 3. kuşak gençlerin nazarında durumun böyle olması şaşılacak şey değildir.

“Mehmet Fetgerey Şöenu’nun yanı sıra, hayli geç keşfettiğimiz Aytek Kundukh ve Balo Bilatti’yi Birleşik Kafkasya geleneğinin oluşumu için efor sarf eden önemli isimler arasında görüyorum.” (3)

Aydın Turan

Hepinizin bildiği üzere 3. kuşak Çerkesler olarak bizlere Çerkeslik adına kalan ne varsa hepsi bizden öncekilerin köylülüğünden ve dayanışmasından kalmadır. Dillerini biliyorlar, adetlerini yaşıyorlar ve kendilerini Adige-Çerkes olarak görüyorlardı. Ancak bazı çevrelerin tehlike olarak gördüğü bu “köylülük” hali istenilen asimilasyonun gerçekleşmesi için en büyük engel teşkil ediyordu. İstenen şey Çerkesler adına siyasallaşma idi ama bunun için hiçbir şey yapılmamıştı. Sadece kente göç, içi doldurulamayan bir çözüm olarak bizler tarafından insanlara sunulmuştu. Bunun öncesinde de Türk okullarının 100 nüfusluk köylere kadar bile girmesi söz konusu idi. Bu uygulama özellikle Türkçe konuşmayan unsurların Türkleşmesi için hayati önem arz ediyordu. Din adamları göndererek Müslümanlaştırma ve akabinde de köy okulları ile yeni nesili Türkleştirmek siyaseti güdülüyordu. S.Kocsav

Ajans Kafkas : “Kültürel bakımdan köylerin şehirlere nazaran daha avantajlı olduğuna dair iddia ve inançlar için ne diyorsunuz?”

“O çeşit iddialar halüsinasyondan kaynaklanabilir. Anakronik gözükse de, sosyolojik kategori olarak “köylülük”, hala sosyo-politik analizlerin anahtar kavramlarından biri. Önce bazı kritik soruları sormak lazım. Acaba, göreli kapalı sosyal birimler olarak “köy/köylülük” denilen alan nedir, ne boyutlara sahiptir? Değerlerin üretimine katkısı var mıdır? Hayır. ” – Aydın Turan

Ancak bir şeyi unutuyorlar. Asimile edilmiş bir milletin kentli olmasının değerler üretimine katkısı nasıl olabilir? Bu katkı ancak mevcut baskın kültüredir ve günümüze kadar olanda budur zaten. Yani istenilen şey gerçekleşmiş, köyünden fazlaca uzaklaşıp kentleşen Çerkesler ve onların nesilleri asimilasyona kurban edilip “Türk’ten daha Türk” hale böylece getirilmiş oldular. 1990 yılına kadar köylerinin tamamı nüfus itibariyle “0” kişiye kadar düşen birkaç önemli ilin* Çerkes köylerine mensup insanları bu kentleşme ve siyasileşme, değerler üretimi düşüncesine ne kadar katkı yapabilmiştir?

Kentlerde organize olan Çerkesler, gerek kültür gerekse dil, tarih anlamında köylerine geri beslemeyi (feed-back) hangi oranda gerçekleştirmeye çalışmış, köylerine yönelik bir üretim ve bilinçlenme sağlamışlardır?

Çerkesler dışındaki bazı bilinen etnik gruplar asimilasyona ve köylülükten kentleşmeye karşı aldıkları önlemler ile şuan ne duruma gelmişlerdir? Sanırım bunu hiçbir modern eğitim, bilim dalı ve kent kültürü ile açıklayamayız. Bunun adı ancak, cahil halkı en az zararla asimilasyondan uzak tutma başarısı olabilir.

“Türkiye’de Türk ırkından başka diğer tüm ırklar asli unsur değil, sadece bu ülkenin ve Türklüğün hizmetçileridirler. ” anlayışına karşın bu ülkede 100 yıldan bu yana etkisiz kalanlar en büyük asimilasyonu kendi halklarına yapmışlar ve 3. nesil, bu tanıma uyan bir yaşayış düzeni içinde sadece adı Çerkes bir hizmetçi konumuna düşürülmüştür. S.Kocsav

“Unutulmamalıdır ki, Rusya Federasyonu, ulusal-kültürel haklar konusunda dünya genelinde çağdaş uygarlık düzeyini temsil edebilecek birkaç temel uygulamadan birini, belki İsviçre’den sonra ikinci sırada örnek gösterilebilecek bir uygulamayı ve anlayışı temsil etmektedir. Slav şovenisti küçük bir marjinal grup dışında genel olarak Rus halkı, özellikle 1917 sonrası dönemden itibaren şoven duyguları önemli ölçüde geride bırakmış, halklara ve haklarına saygı gereğinin bilincine varmış, farklılıkları birer zenginlik olarak görebilmeyi başarabilmiş bir halktır. ”

Fahri Huvaj, 2006

DİPNOTLAR

1) Çerkes sorunu hakkında Türk kamuoyu ve TBMM’ne İkinci Sunu. İstanbul; 15 Kasım 1923. M. Fetgerey Şoenü
2) 11 Mayıs 1927 tarihinde Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti’nin bağımsızlık ilanının 9. yıldönümü dolayısıyla Kafkasya Dağlıları Halk Partisi’nin (KDHP) törenli oturumu düzenlenmiş, oturumda alınan karara göre Fetgerey Şoenu’nun Türkçe yaptığı konuşmanın tercümesi ayrı bir broşür halinde yayınlanmıştı.
3) Aydın Turan ile Ajans Kafkas söyleşisinden

(*) Birkaç önemli ilin- Örneğin; Samsun ili Bafra ve Çarşamba ilçesi Çerkes köyleri gibi… (Son 5 yılda ise büyük oranda tam tersi bir köye dönüş yaşanıyor.)

Bu yazılanlardan tarafsız bir şekilde okuyarak ve şuan ki halinize bakarak ne sonuç çıkardığınızı az çok tahmin edebiliyorum.

Asıl düşünmeniz gereken ise başkadır aslında. Kafkas milliyetçisi bir insan aciz Çerkesler adına Türk himayesini kabul etmek ve makul göstermek için olmadık şeyler söylerken, nasıl oluyor da Rusya himayesindeki aciz Çerkesler adına aynı çaresizliğe düşmüyor ve kadere razı olup Rusya ile iyi geçinmek gerekliliğini kabul edemiyor. Bu bir çelişki değil midir? Rusların asimilasyonuna “hayır” ama Türklerin asimilasyonuna “evet”… İşte her zaman dediğimiz gibi bazıların gayet iyi bildiği Birleşik Kafkasya görüşünün Türkiye ayağı bu anlayışlar üzerine kurulur. Buna göre anavatan Kafkasya ayağının da nasıl olması gerektiği ise malumunuzdur.

Çerkesler asimilasyonun her türlüsüne karşı olmalıdırlar.

Yorumu ve taktiri siz değerli Çerkes okuyucularımıza bırakıyorum ve sizlerden ricam, tarihe zorla mal edilmiş ve belli kesimlerce saygı duyulan şahsiyetleri iyi analiz ederek sapla samanı birbirinden ayırmanızdır.

Soner Daur Kocsav

  1. Henüz yorum yapılmamış.
  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: