Anasayfa > Circassian and Documentary > Türkiye ve Çerkes tarihinden kısa notlar

Türkiye ve Çerkes tarihinden kısa notlar


DEMOKRATİK SİSTEM VE DERNEKLERİN YENİDEN AÇILMASI

Türkiye II. Dünya Savaşından sonra Amerika’nın da etkisiyle çok partili sisteme geçti. 1923 yılından bu yana devam eden tek parti dönemi kapandı. Ülkede demokratik kurumlar oluşmaya başladı. Amerika Birleşik Devletleri aynı dönemde birçok ülkeye yaptığı ekonomik yardımları Türkiye’ye de yaptı. Ülkeye bir anda binlerce tarım makinesi, traktör ve sanayi aracı girdi.

Bu durumda kırsal kesimde yaşayan fazla iş gücü kentlere akmaya başladı. Doğal olarak Kafkasyalılar da büyük kentlere göç etmeye başladı. Artık şehirler okumak ya da çalışmak için gelen Kafkas kökenlilerle doluyordu. Kuzey Kafkasya etnik kimliğine meraklı bir aydın sınıfı da ortaya çıkmaya başladı. Demokratik ortamın da güçlenmesiyle Kafkasyalılar ilk derneklerini oluşturmaya başladı.
CUMHURİYET DÖNEMİNİN İLK SİVİL TOPLUM KURULUŞU

1951 yılında İstanbul’da Kuzey Kafkasyalılar Türk Kültür ve Yardım Derneği kuruldu. Derneğin idare merkezi Sultanahmet’teki Divan yolunda idi. Kurucuları Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti’nin eski yöneticileri, Bolşevik Devrimi’nden ve İkinci Dünya savaşından sonra Türkiye’ye yerleşen Kafkasyalılardı. 17 kişilik kurucular listesinde Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti Devletinin 2. Başkanı Pşimaf Kodze ile birlikte, Wassan Giray Cabağı, Aytek Namitok, İmam Şamilin torunu Said Şamil gibi tanınmış kişiler vardı. Bu kurum yaklaşımlarını, kurucularının politik kimliğine uygun bir şekilde geliştirdi. Sonradan ismi önce Kuzey Kafkasyalılar Kültür ve Yardımlaşma Derneği, sonra da Birleşik Kafkasya Derneği’ne çevrildi. Dernek, ilk zamanlardaki etkinliğine sahip olmasa da, İstanbul Fatih’teki merkezinde aynı ideale bağlı olarak varlığını ve çalışmalarını devam ettirmektedir. Derneğin Kafkasya’yı konu alan çok sayıda dergi ve kitap yayını vardır.

1952 yılında İstanbul’da ikinci bir dernek daha kuruldu. Kafkas Kültür Derneği adını taşıyan bu derneğin kurucuları ise daha çok Türkiye doğumlu Kafkasyalılardı. Bugün Bağlarbaşı Kafkas Kültür Derneği adıyla tanınan bu dernek daha ziyade halk dansları ve kültürel faaliyetlerle meşgul oldu.

İstanbul’da bulunan Kafkasyalılar uzun yıllar boyunca bu dernekler sayesinde toplanabilmiş ve kültürlerini yaşatmaya çalışmışlardır.

***

Mustafa Zihni Hizaloğlu1961 yılında da Ankara’da yaşayan Kafkasyalılar ‘Kuzey Kafkasya Kültür Derneği’ adını verdikleri ilk derneklerini kurdular. Kurucuları M. Zihni Hızaloğlu, İzzet Aydemir, Hasan Dinç, İhsan Bulur, Necati İtez, Hayrettin Şen, Cemal Özpolat, Orhan Ünal ve Kaya Erdem’di. Derneğin ilk başkanlığını M. Zihni Hızaloğlu üstlendi.

Ankara Kuzey Kafkasya Kültür Derneği, kuruluşunun ilk yıllarında tamamen kültür ağırlıklı bir dernek olarak kendini gösterdi. Kafkas dansları, tiyatro ve dergicilik faaliyetlerinde bulundu.

1960’lı yılların ikinci yarısından itibaren, aşamalı olarak Kuzey Kafkasya diasporalarına da Türkiye toplumuna mahsus siyasal bölünmeler yansımaya başladı. Kuzey Kafkasyalılar, soğuk savaşın getirdiği sol söylemler ile anti-komünist söylemler ekseninde ayrıştı.

Ankara Kafkas Derneği, ilerleyen dönemlerde sosyalist fikirlere yakın duruşu ve “Sovyet Devrimini Türkiye’ye ihraç etmek maksadıyla kurulmuş Rodina Derneği”nde “görevli” Adige kökenli şahıslar aracılığıyla anavatanla ilişkiler kurmayı “başardı”. Kendini “dönüşçü” olarak isimlendiren bu kesim Kuzey Kafkasyalılar’ın anayurtlarında kendi ideal yerel pratiğini oluşturduğunu ve Sovyetler Birliği’nin bu konuda verdiği desteğe müteşekkir olmak gerektiğini söylüyerek, “hemen dönüşü” savunuyor; bu maksatla dergi ve gazeteler çıkartıyordu. Söylem ve yayınlarında yer alan “Sosyalist Kafkasya”ya abartılı övgüler Kafkasyalı tabanda kabul görmedi. Genç radikaller, şehirli grupları ve kırsal çoğunluğu yanlarına çekmekte başarısız oldular.

1991’de Sovyetlerin dağılması sonrasında hiçbir somut proje ortaya koyamayan “dönüşçü” hareket, fikrin öncülüğünü yapanların da Kafkasya’ya dönmemesi sonucu diasporadaki prestij ve etkinliğini tamamen yitirdi.

***

1990’LARDAN SONRA KAFKAS STK’LARI

İlk Kafkas Derneğinin kurulduğu 1951 yılından bugüne kadar Türkiye’de iki askeri darbe ve bir de askeri muhtıra gerçekleşti. Derneklerin her darbeden sonra kapatılması ve üç beş yıl sonra yeniden açılması Kafkas kökenlileri hep temkinli olmaya zorladı ve zaman kaybettirdi.

1990’lara kadar, Kuzey Kafkasya’ya ait organizasyonların faaliyetleri hep sınırlı tutuldu. Sistem, derneklerin, diğer etnik gruplarla kaynaşmaya mani olacak fonksiyon kazanmamasına özellikle dikkat etti.

Sovyetler Birliği’nin perestroika politikası, diasporadakilere, atayurdunu ziyareti ve kuzey Kafkasya’dan ilim adamları ve siyasetçileri davet etmeyi mümkün kıldı. Türkiye’de, kuzey Kafkasyalı entelektüellerin katkıları olan periyodikler yayımlanmaya başladı.

Kurulan bu bağlantılarla Kuzey Kafkasya’lı etnik gruplar Kafkasyadaki cumhuriyetlerden etkilenmeye başladı. Etnik bazda yeni bazı organizasyonlar kuruldu; Asetin, Abhaz, Karaçay dernekleri gibi.

Kafkasyalı kimliklere sahip çıkılmaya; Rusya ve Türkiye’deki menfi uygulamalara yüksek sesle eleştiriler getirilmeye başlandı.

Türkiye’deki Kuzey Kafkasya organizasyonları çoğunlukla kültürel alanda aktifti ve coğrafi dağılmanın sonucu olarak organizasyonlar da geniş bir alana yayılmıştı. Bu dağınıklığı gidermek maksadıyla kurumlar arası birlik çalışmaları sonrasında iki federasyon ortaya çıktı: Kafkas Dernekleri Federasyonu ve Birleşik Kafkasya Dernekleri Federasyonu.

Ayrıca bu dönemde bir çok yeni vakıf ve dernek de kuruldu.

Kuzey Kafkasya toplumu içindeki bu bölünmeleri sadece bir zaafın değil, aynı zamanda bir canlılığın işareti de saymak gerekir.

Türkiye’de 1950 yılından bugüne kadar dernekler 80’den fazla dergi ve gazete çıkartmıştır. Ancak birçok dergi uzun ömürlü olamamış, ya maddi nedenlerle, ya siyasal veya diğer nedenlerle kapanmıştır.

ANAVATAN, SAVAŞLAR VE DİASPORA

Kafkasyayla temaslar artınca anavatanlarına gidip iş kurmaya ve yerleşmeye niyetlenenler oldu.

Ancak önce Abhaz-Gürcü savaşı, sonra da Rus- Çeçen savaşı ile bu ümitler hayal kırıklığına dönüştü. Kafkasya’nın 126 yıl önce bıraktıkları gibi kan ve savaşla yoğrulduğunu görmek diasporadakileri hayal kırıklığına uğrattı.

Savaşlar diasporadakilere bir taraftan ulusal kimliğin uyanması sonucunu getirirken, bir taraftanda yeni endişeler getirdi.

Abhaz milliyetçileri, demografik tehditi görüyor ve diasporadakilerin dönüşünü umuyordu. Gürcistan hükümeti ise bu politikaya kuvvetle karşıydı. 1992′de, Abhazya Devlet Başkanlığı diasporanın göçünü kolaylaştırmak için bir birim kurdu. Sohum’da da sürgünü simgeleyen kocaman bir anıt ve yanına da bir caminin inşa edilmesi kararlaştırıldı. Diasporadakilerin döneceği umuluyordu.

1992 Ağustos’unda Abhazya’nın Gürcü kuvvetleri tarafından istila ve talanı, Türkiye’de kuzey Kafkasyalılar arasında şok etkisi meydana getirdi. Abhazya’ya silahlı müdahale, Kuzey Kafkasya tarihinin en büyük dayanışmasını doğurdu. Kuzey Kafkas halkları ve diasporaları Rusların tüm engelleme çalışmalarına karşın Abhazlara yardıma yetişti.

16 Ağustos 1992′da Istanbul’da gösteriler yapılarak Abhazya’nın istilasına karşı Ankara ve Türkiye hükümetinin pasif duruşu protesto edildi. Kuzey Kafkasyalılar aniden Türkiye’de siyasal bir faktör oldu.

O zamanki mevcut derneklerin ortak iradesiyle Abkhazya için yeni bir organizasyon ortaya çıktı: Kafkas-Abhaz Dayanışma Komitesi.
Kafkas Abhaz Dayanışma Komitesi, yeni bir Abhazya inşasına katkı için Abhazya yönetimiyle yakın temaslar kurdu. Abhaz Dayanışma Komiteleri, Kuzey Kafkasya diasporalarının olduğu diğer ülkelerde de ortaya çıktı. Komite, faaliyetlerini lobi yapmakla sınırlayınca asla etkili bir siyaset vücuda getiremedi.

Savaşa giren Abhazya’yı desteklemek için para ve mal toplandı, gazetelere ilanlar verildi. Yüzlerce genç, gönüllü olarak Abhazya’ya savaşmaya gitti, pek çok kişi geri dönüş planları yapmaya başladı. Kültürel organizasyonlar siyasal anlamlar kazandı. Savaş hem Türkiye’de, Kuzey Kafkasya toplumları arasındaki etkileşimi, hem de Suriye, Ürdün, Almanya, Birleşik Devletlerinde kurumlara üye olanların sayısını arttırdı.

Bu savaşa Türkiye’den de etkin katılım oldu. Savaşa katılanlardan Tsıba Efkan Çağlar, Kozba Vedat Akar, Zafer Alış, Bağba Bahadır Özbağ, Yeğoj Hanefi Aslan cephede şehit oldu.

NÜFUS

Türkiyede yaşayan Kafkasyalıların sayısı tam olarak bilinmemektedir. Kafkasyalıların, 1965 yılına kadar olan Türkiye nüfus istatistiklerine yansımasını ancak “anadil” kategorisine bakarak takip edebilmek mümkün olabilmektedir. Ancak bu sayımların hiçbirisi sağlıklı değildir.

Çünkü;

Kurtuluş savaşı yıllarında Türkiye halkı “İslami unsurlardan müteşekkil…” olarak nitelendirilirken, ülkede kontrolün sağlanmasıyla ortalığa “Ne mutlu Türküm diyene” sloganlarının hakim olması;

Çerkes Ethem, Anzavur, Yakın Doğu Çerkeslerinin Hukukunu Müdafaa Cemiyeti faaliyetleri, Atatürk’e suikast girişimleri… bahane edilerek Kafkasyalılar üzerinde baskı kurulması;

Manyas yöresindeki 14 Çerkes Köyünün topluca doğu vilayetlerine sürülmesi;

Birçok köyün son anda çıkan afla sürgünün kıyısından dönmesi;

Türkçe dışında eğitim veren dil gruplarına ait cemiyet ve okulların tamamının kapatılması;

Yıllarca süren “Vatandaş Türkçe Konuş” kampanyalarıyla farklı dil gruplarına mensup olanların baskı altına alınması…sorulara verilen cevapları etkilemiş, kimse kendini “fişletmek” istememiştir.

Tabiidir ki hem bu “atmosfer”, hem de “sayım memurlarının özel gayreti” nedeniyle Türkçe dışında bir dil konuşanları doğru şekilde tespit etmek mümkün olamazdı.

Peki bu istatistikler ne anlatıyor?

Türkiye Cumhuriyetindeki ilk nüfus sayımı 28 Ekim 1927 tarihinde yapılmıştır ve o günden bugüne yapılan hiç bir sayımda etnik köken sorulmamıştır.
– 1927 ve 1935 sayımlarında “âile arasında konuşulan dil nedir?” sorusuna cevap aranmıştır.
– 1940 ve 1950 nüfus sayımında, “ev içinde konuşulan dil nedir?” sorusu,
– 1955 sayımında “ev halkının kendi aralarında konuştuğu dil nedir?” sorusu
– 1960 ve 1965 sayımında ise, “ev içinde ve âile içinde konuşulan dil nedir?” sorusu yöneltilmiştir.
Benzer bir soru 1970-1985 dönemini kapsayan 4 sayımda da yer almış, ancak sonuçları açıklanmamıştır. 1990′da ise böyle bir soru sorulmamıştır.
Sayımlarda,
– Yabancı Diller: Almanca, İngilizce, İtalyanca, vs. şeklinde;
– Mahalli Diller: Kürtçe, Arapça, Abazaca, Çerkesce, Gürcüce, Lazca, Boşnakça, vs. şeklinde,
– Azınlik Dilleri: Ermenice, Rumca, Yahudice şeklinde belirtilmiştir.

– 1927 yılı sayımında Kafkas dili olarak Çerkesce ayrı gösterilmiş ve 95.901 kişinin bu dili evde konuştuğu belirtilmiştir. Abazaca diğer diller grubunda karışık olarak yer almıştır. Sayımcıların mantığını ve bir sonraki ilan edilen sayım sonucunu dikkate alarak o sayımda biz Abazaca konuşanların sayısını 10.000 kişi kabul ettik.

– 1935 yılı sayımlarında anadil – 2. dil ayırımı yapılmaya başlanmıştır.

(Not:Türkiye halkı, Kuzey Kafkasyalıların hepsine birden Çerkes demektedir. Başkaları tarafından Çerkes olarak tanımlanmalarına itiraz etmeseler de, Kafkasyalılar kendi içlerinde sadece Adige grubunu Çerkes olarak nitelendirmektedir.)

Türkiyede Ne kadar Kuzey Kafkasyalı Yaşıyor?

Birinci husus, demograflar toplumların nüfusunun ortalama 25 yılda bir ikiye katlandığını kabul etmektedir. Bu süre malum sebeplerle Kafkasyalılar için biraz daha uzundur.

İkinci husus, 1864 yılında yurdundan çıkarılan Çerkeslerin sayısı 2 milyona yakındı. Bunların en az yarısı yolda ve gittikleri yerlerdeki elverişsiz şartlarda ilk 3-5 yıl içinde telef olup gitmiştir.

Bu verilerden hareketle, 1867 yılında 800 bin ila 1 milyon civarında bir nüfusun Osmanlı toprağında olması gerekir.

Biz bu rakamları değilde, ifade edilen en düşük rakamı, sadece 400 bin Çerkes’in hayata tutunabildiğini (ki bu yıldan sonra da gelen çok ciddi bir nüfusu hiç dikkate almıyoruz) ve Çerkes nüfusun da 25 değil 35 yılda bir ikiye katlandığını kabul edersek dahi, 2007 yılında olması gereken Kuzey Kafkasyalı nüfus 6 milyon 500 bindir. Bunların yarısı asimile olmuş olsa (ki lisan olarak mümkün, fakat kimlik olarak mümkün değildir), Türkiye’deki Kuzey Kafkasyalı nüfusu en az 3,5 milyon olarak kabul etmek gerekir. Ve bu nüfusun (çoğu 40 yaş üstü) en az üçte birlik kısmı da dilini hala konuşabilmektedir.

Yine 1993 yılında Konda özel araştırma şirketinin İstanbul’da 15.500 kişi üzerinde yaptığı araştırmada “Siz kendinizi ne hissediyorsunuz?” sorusunu deneklerin % 5.75’i “Kafkas kökenli” olarak yanıtlamıştır. Bu oran da bizim zikrettiğimiz asgari rakamı doğrulamaktadır.

Etnik kökeni sorularak yapılacak gerçek bir sayımda bu rakamın çok daha yüksek çıkacağını da mevzuun alakadarları kolaylıkla tahmin edebilirler.

LİSAN

Türkiye’de azınlık lisanları, şehirleşme, eğitim ve kitlesel medya vasıtasıyla ciddi şekilde aşındırılmıştır. 1932’de çıkan dil yasasıyla okullarda çocukların Türkçe’den başka dille konuşması yasaklanmıştır. Herkes Türkçe konuşmak zorunda bırakılmış ve Türkçe 1. lisan olarak ilan edilmiştir.

İç göç yaşayan Çerkesler, kent ortamında dillerini, geleneklerini ve sosyal hayatlarını devam ettiremediler. Yeni nesiller hızla ana dillerini unuttu. Anne ve babalar çocuklarına ana dillerini ve geleneklerini öğretme konusunda yetersiz kaldı. Sadece izole kırsal alanlarda kalanlar lisan ve kültürel kimliklerini koruyabildiler. Şehirleşen Kuzey Kafkasyalılar Türk lisan ve kültürünü benimsemektedir. Bu yüzden şehirli gençlik arasında lisanını bilenler artık istisnadır.

19 Temmuz 2003 tarihinde yürürlüğe giren “kamu ve özel radyo ve televizyon kuruluşlarınca Türk vatandaşlarının günlük yaşamlarında geleneksel olarak kullandıkları farklı dil ve lehçelerde de yayın yapılabilir” hükmü çerçevesinde, Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu, 9 Haziran 2004 tarihinde farklı dil ve lehçelerde yayına başladı. Avrupa Birliği’ne uyum çerçevesinde başlatılan yayınlar, haftada yarım saat Adigece yayın yapılarak devam etmektedir. Yasak savma kabilinden sabah saat 06.30’da yapılan yayında bir haftalık eski haberler ile Adigece klipler yayınlanmakta ve hiçbir fonksiyon icra etmemektedir.

  1. Henüz yorum yapılmamış.
  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: