Anasayfa > Circassian and Documentary > ANAVATANA DÖNÜŞ

ANAVATANA DÖNÜŞ


Dönüş uzak düştüğümüz, uzak düşürüldüğümüz, bizim olduğuna, kendisinin olduğuna inandığımız, sevdiğimiz şeye, kişiye, ülkeye, kavuşmayı düşlemek, istemek, kavuşmak için çabalamak, kavuşma mutluluğunu yaşamaktır.

Demek ki ‘dönüşü’ düşünebilmemiz için öncelikle, kendimizin olan, kendisinin olduğuna inandığımız şeyden, ülkeden uzakta olduğumuzun bilincinde olmamız gerekiyor. Bu duyguyu yaşamamız, acı çekmemiz, acımızın ancak kavuşmakla dinebileceğini içselleştirmemiz gerekiyor.

Halkımız özelinde dönüş, uzak düşürüldüğümüz, bizim olduğuna, kendisinin olduğuna inandığımız, sevdiğimiz anavatanımıza kavuşmayı düşlemek, istemek, kavuşmak için çabalamak, kavuşma mutluluğunu yaşamaktır. Demek ki dönüşü düşünebilmemiz için öncelikle, anavatanımızdan uzak düşürüldüğümüzün bilincinde olmamız, bu duyguyu yaşamamız, uzak oluşumuzun acısını çekmemiz, acımızın ancak anavatana kavuşmakla dinebileceğini içselleştirebilmemiz gerekmektedir.

Unutulmamalı ki -salt yer değiştirme değil- anavatana dönüş de ancak ve ancak duygu zemininde yeşermiştir, serpilmektedir, olgunlaşmaktadır. Hiç kuşku duyulmasın ki, anavatana dönüşün de güç kaynağı koşulsuz sevgidir, özlemdir, ancak kavuşmakla mutlu olunacağı inancıdır. Dönüşü yeşertip büyütenler bu duygunun sarıp sarmaladığı kişilerdir.

Yine, nasıl ki halkımızın bugünkü dağılmışlığının, perişanlığının temel nedeni Rusya-Kafkasya savaşları, soykırım ve sonrasındaki sürgün ise, halkımız için düşleyebileceğimiz tüm güzel şeyleri sağlayabilecek olan şey de anavatana dönüştür, anavatanda çoğalmaktır. Dönüş mutlu gelecek kurgumuzun temelidir. Ulusal ideamızdır.

Dahası, sevgiliden niçin, nasıl, kimlerce uzak düşürüldüğümüz konusunda bilinçlendiğimiz ölçüde, koşulsuz sevgi, özlem, kavuşmakla mutlu olacağımız inancı daha bir büyümüş, büyümekle kalmayıp, anavatana kavuşmanın en kısa, en sağlıklı, en sorunsuz, yöntemini bulmamızı da sağlamıştır.

Ancak anavatana dönüşü ulusal sorunumuzun seçeneksiz çözüm önerisi kılan sadece bu duygu ağırlıklı değerler değildir. Halkımızın somut koşulları, başta Rusya Federasyonu olmak üzere halkımızın yaşadığı tüm ülkelerin konumu, dünya konjonktürü, akla gelebilecek her parametre de ulusal sorunumuzun çözümünün anavatana dönüş olduğu gerçeğini beslemektedir.

Buna karşın, öncelikle bilinmesi gereken dönüşün salt Rus dili ve kültürü, salt Türk dili ve kültürü, salt Arap dili ve kültürü, özetle bir başka dil ve kültür ortamında mutlu olabilip de, Adige dili ve kültürü kaygısı duymayanların, Adige yaşam biçiminin yok oluşuna, dilin unutulmasına üzülmeyebilenlerin, Adige müziğiyle, Adige düğünüyle coşmayanların, Adigece şiir dinlediğinde gözleri dolmayanların sorunu olmadığıdır. Bu durumda olanlar dönüşün kendilerini muhatap almadığının bilincinde olmalıdır. Ancak, bugünkü yaşamlarından mutlu olabilen Adigelerin de anavatandakilerin özgür ya da esir oluşunu hiç dert edinmemeleri, kendilerine tanıdıkları “herhangi bir kültür içinde erime hakkını” anavatandakilere de tanımaları, anavatana dönüş şansını yakalayanlardan da hiç ama hiç rahatsız olmamaları gerekmektedir.

Dönüşün en ilginç yönlerinden biri, ulusal getirisi ile elde etmek için ödenmesi gereken bedelin büyüklüğünün ters orantılı oluşudur. Bir ulusal kurtuluş mücadelesi olmakla birlikte dönüşün, bizleri kahramanlıklara zorlamayan basit, doğal bir çizgi olmasıdır. Bu ulusal amaca ulaşma çabası, alışılmışın dışında, bulunulan ülke yönetimlerine ters düşmeyi, gizli örgütler kurmayı, hapislerde çürüme, sürülme, öldürülme gibi bedelleri göze almayı gerektirmez, zorunlu kılmaz. Kendi evine geri dönme hakkı gibi, her platformda savunulabilecek, her platformda taraftar bulabilecek masum bir dilektir. Temel insan hakkıdır. Dahası daha iyi iş olanakları için, daha mutlu olacakları bir kültür ortamında yaşamak için ülke değiştirmek gibi çok sıradan bir nüfus hareketi olarak da düşünülebilir. Nitekim bugün Rusya Federasyonu’na yerleşmiş, çalışan, üreten, geçinen, iş kuran, evlenen, Çerkes olmayan Türk vatandaşı sayısı Çerkes Tük vatandaşı sayısından kat be kat fazladır. Rusya Federasyonu’nun ekonomik gelişme potansiyeli de herkesin malumudur.

Yine dönüş, diaspora ülkeleriyle sorun yaşama olasılığı en düşük, engellemek bir yana destekleyebilecekleri, destekledikleri bir olgudur. Dönüşü savunmak, diaspora ülkelerinde ulusal kültürel değerleri yaşatıp geliştirmenin, Adige olarak varlığını sürdürmenin koşulu olan anadilde okulu, ulusal özerk bölgeyi savunmaktan, sadece daha tehlikesiz değil, aynı zamanda daha bütüncül, daha akılcı, daha gerçekçidir. Ayrıca Adige yaşayan bir yörenin, başka yörede yaşan Adigelerin toplumsal hafızasında hiçbir izi yoktur. Buna karşın Adige olduğunun bilincinde olan her birimizin anavatanı Çerkesya’dır. Diaspora ülkelerinden biri ya da Rusya Federasyonu’nun bir başka bölgesi değildir. Dönüş, diaspora Adigelerinin ulusal sorununu temelden çözecek, çok büyük bir bölümünü daha üst bir gelir seviyesine yükseltecek, anavatan kesiminin nüfus azlığından kaynaklı sorunlarını da minimalize edecektir. Dünyadaki büyük değişimlerin 1980 öncesi politikalar içerisinde güçlendirdiği tek politikadır. Buna karşın dönüş yapan sayısı özgürlüklere göre beklentilerin karşılığı değildir. Bu sayının azlığıyla birlikte, olgu ile olguyu savunanlar arasındaki ilişkinin yeterince farkında olunmaması, bu “birlik içinde ayrılığın” bilincinde olunmaması dönüşün başarısız olduğu sanısına yol açmıştır.

Evet, dönüşü dönüşçüler tanımlamıştır. Çerçevesini dönüşçüler çizmiştir. İlkelerini dönüşçüler belirlemiştir. Ancak olgunlaştığı ölçüde de dönüş, dönüşçü bilinenlerimizin hepimiz bir anda “dönüş”ten vazgeçsek bile yeni dönüşçülerini bulabilecek, dönüşçülerden bağımsız bir fenomen olmuştur.
Hep vurgulandığı gibi, anavatana dönüş düşüncesi sürgünün ilk günlerinde ortaya çıkmış, girişimlerde bulunulmuştur. Ancak ne Çarlık Rusya’sının ne de Osmanlı Devleti’nin engelleri aşılabilmiştir. Geri dönmek isteyen Adigelerin din değiştirmeyi bile kabullenmeleri Çarlık Rusya’sınca göz önüne alınmamış, Osmanlı Devleti kimi dönüş hareketlerini silah zoruyla bastırmıştır. Tüm engellere karşın kişisel dönüşler de olabilmiştir.
Dönüş düşüncesini Çerkes Teavün Cemiyeti kuşağı, “Altın Kuşak”, “Wızışışım k’ui xehaj / wilhepqıme afelaj / Wımılajew sıd bğuetın / Çıle pçeuım wıuıtın. Dön kendinden olana karış / Halkların için çalış / Çalışmazsan ne bulursun / El kapısında durursun” diye kristalize edebilmiş olmasına karşın, dönemin Rusya’sının iç karışıklıkları, devrim süreci, halkımızın ve yaşanılan ülkelerin eğitim düzeyi, çok ileri düzeydeki aydın hareketinin, halk hareketine dönüşmesini engellemiştir.

Sovyetler Birliği döneminde, halkımız anadiliyle eğitim görme, kültürünü geliştirme olanaklarına kavuşmuş, bölgesel yönetimler, yerel cumhuriyetler kurabilmiştir. Ancak Sovyet yönetimi tarihi çarpıtmış, Suriye ve Ürdün’dekilerle sınırlı bir yakınlaşma dışında salt anavatan ile muhaceret arasına değil, anavatandaki halkımızın ayrı düşmüş parçaları arasına da engeller koymuş, daha yakın olunmasına izin vermemiştir.

TC’nin ilk yıllarında Çerkes dernekleri, Çerkes Örnek Okulu kapatılmış, aydın hareketi baskı altına alınmış, öyle ki ilk Çerkes sivil toplum örgütü ancak 1946 yılında ve “Dosteli Yardımlaşma Derneği” adı ile kurulabilmiş, süreç içerisinde yayın çalışmaları da başlatabilmiştir… Dosteli Yardımlaşma Derneği ancak 1952 yılında “Kafkas” adını alabilmiştir.
Türkiye Batı’ya yakınlaştığı ölçüde Sovyetler Birliği’nden, Türkiye ile birlikte Türkiye Çerkesleri de anavatandan uzaklaşmıştır. Sonra 61 anayasası, sınırlı demokrasinin verdiği ivmeyle sosyal-siyasal değişim, 12 Mart’a rağmen, 80 müdahalesine kadar, dönüş-kalışın toplumun sadece aydınları arasında değil her kesimde konuşulur, tartışılır olması, dernek yönetimlerinin seçiminde kriter olmaya başlaması…

80 müdahalesi ile dönüşün uzunca bir süre gündemden düşmesi, 1989 da sürgün sonrası Çerkes bulunan tüm ülkelerin temsilcilerinin ilk kez bir araya geldiği 125. yıl etkinlikleriyle yeniden hareketlenme. DÇB’nin kuruluşu, Perestroyka, Sovyetler Birliği’nin dağılışı. Özerk bölge statülerinin cumhuriyet statüsüne yükseltilmesi. Karşı olduğu güçler ve destek bulduğu dünya güçleri bazında birbirinden çok farklı olan Abhazya ve Çeçenistan bağımsızlık hareketlerinin karıştırılması… Rusya Federasyonu’nda milliyetçi akımlarla ülkenin çok halklı sistemini temel alan güçlerin çatışıp durması… Bu çatışmaların olayımıza yansımaları… Dünya ölçeğindeki büyük değişiklikler dönüşün olabililiğini, olmazsa olmazlığını ortaya koymuş olmasına karşın, daha zor şartlarda dönüşü savunanların dönüşü gündemden düşürmesi, paradigmasını eksenini kaydırması… Ve üçüncü dalganın yeşermesi… Daha eklenebileceklerle birlikte uzun derin incelemeyi gerektiren, kişilerin durduğu yere, amacına göre farklı yorumlar getirilebilecek başlıklar….

Günümüzün gerçeğine gelince; anavatanı ziyaret sıradan bir olay olmuş, karşılıklı ziyaretler izlenebilirlik sınırını çoktan aşmıştır.
Kabardey’de dönenlerin sayısı bini, Adigey’de yedi yüzü aşmış olan bu insanlarımız anavatan insanının kaderini paylaşmakta, çalışıp üretmekte, evlenip çocuk sahibi olmaktadır. Eceli gelenler de anavatanın toprağına karışmakta, anavatanın çimini çiçeğini beslemektedir.

Anavatan ile diaspora arasında organik bağlar oluşmuştur bugün. Kaynanalar kayınbabalar birbirini ziyaret etmekte, anavatana yerleşmeyi rüyasında görmemiş analarımız babalarımız dönüş yapan çocukları ile birlikte anavatanda soluk alıp vermekte, kimileri anavatandan kalkan uçaklarla hacca gidebilmektedir.

Adigece’yi çat pat anavatanda öğrenen gençlerin çocukları dört dilli olarak büyümekte, (Adigece, Rusça, Türkçe ve bir Batı dili) dünyanın her yeriyle anında iletişim kurulabilmektedir. Haftada bir gün Suriye ve Ürdün’e uçulabilmekte, her gün Nalçik ve Krasnodar’a uçak bulunabilmektedir.
Türkiye’de Adigece kitapları yakmak zorunda kaldığımız dönem bitmiş, demokratik açılım genişlemekte, Rusya Federasyonu ile ilişkiler çok ileri boyutlara taşınmaktadır.

Her yıl yapılan etkinliklerde anavatan sanatçıları geniş yer bulmakta. Anavatan sanatçılarımızı diasporada da tanıyanların, sevenlerin sayısı hızla artmaktadır. Anavatanda düzenlenen festivallere diasporadan alkışlanan katılımlar olmaktadır.

Soykırım ve sürgün, kimi Rus milliyetçilerinin varlığına karşın üzerinde konuşulamayan, tartışılamayan konular olmaktan çıkmış, çeşitli örgütlerce dünya örgütlerinin de dikkatine sunulmuştur. Bu bağlamda DÇB başvuruları ile Kabardey-Balkar Parlamentosu iki kez, Adigey Parlamentosu bir kez soykırım ve sürgünü karara bağlamış, UNPO bölgesel toplantısı ve genel kurulunda da destek bulmuş, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na sunulmuştur. Sürgünün 130. yılında dönemin Rusya Devlet Başkanı Yeltsin yayınladığı bildiride, Adige halkının savaşının haklı bir savaş olduğunu ilan etmiş. Adigelere çifte vatandaşlık hakkı tanıyan federal vatandaşlık yasası 9 yıl yürürlükte kalmıştır.

Halkımızı süren Çarlık Rusya’sının mirasçısı Rusya Federasyonu’nun hükümet kararı, ekonomik ve diplomatik yardımlarıyla Yugoslavya Adigelerini dönüşü sağlanmıştır.

Çıkarları çıkarlarımızla örtüşen Rusya Federasyonu, Abhazya ve Güney Osetya’nın bağımsızlığını tanımıştır.

Rusya-Kafkasya savaşları sırasında gelebilecek yardımları engellemek için Kafkasya kıyılarını ablukaya alan Rus donanması, bugün Abhazya’yı düşmanlarından korumak için teyakkuzdadır.

Bugün muhaceret Çerkeslerinin en kolay çalışma ve oturma izni alabildikleri ve en kolay vatandaşı olabildikleri tek ülke muhtemelen, anavatan cumhuriyetlerimizin de birer üyesi olduğu Rusya Federasyonu’dur.

Sürgünden bu yana da anavatan diasporaya hiç bu kadar yakın olmamıştır.
Dönüşün ulusal sorunumuzun alternatifsiz çözüm önerisi olduğu, hem anavatan hem diaspora kesiminde hiç bu denli net kabul görmemiştir.
Diasporanın anavatana kavuşabilme koşulları, sürgünden bu yana hiç bu kadar elverişli olmamıştır.

Anavatan kesimi için de dönüş hiç bu kadar karşı çıkılamaz bir düşünce olmamıştır.

Dönüş, daha doğrusu diasporanın anavatana kavuşturulması çabaları, anavatanın en önemli gündem maddesi olmaya başlamış, bütçeleri olan özel birimler kurulmuştur.

Dönüşün hem Rusya Federasyonu’nun hem de diaspora ülkelerinin çıkarları ile örtüştüğü Rusya Federasyonu’na anlatılabilmiştir.

İlk yapılması gereken diaspora derneklerinin en kısa sürede bu gelişmelere uyumlu, dönüşü önceleyen kurumlara dönüştürülmesidir. Ancak bilinmeli ki bu yeniden yapılanma sağlanamazsa bile dönüş, paradigmasını kaybetmiş eski dönüşçülere, dönüşü öncelemeyen örgütlere rağmen yeni dönüşçülerini bulacak, dönüşü anlamakta geç kalanları, dönüşü gündemden düşürenleri, dahası dönüş karşıtlarını da sevgiyle kucaklayabilecek kadar büyüyecek, büyüyecektir.

Çünkü artık biliyorsunuz anavatana dönüşün de güç kaynağı koşulsuz sevgidir, özlemdir, ancak kavuşmakla mutlu olunacağı inancıdır. Dahası, dönüşü yeşertip büyütenleri ayakta tutabilen güç de, her türlü saldırıdan koruyabilen kalkan da, yazıda tanımlamaya çalıştığımız bu koşulsuz sevgi, özlem ve inançtır….

MEŞFEŞŞÜ Necdet Hatam
Fesıjapşi – Anavatana Dönüş Vakfı Eş Başkanı
Mıyequape, 26.10.2009
circassiancenter

  1. Henüz yorum yapılmamış.
  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: