Anasayfa > Circassian and Documentary > KİTLESEL DÖNÜŞ OLMADI; NE YAPMALI?

KİTLESEL DÖNÜŞ OLMADI; NE YAPMALI?


Şu kesin: Kafkas varlığı ve kültürü, anayurtta, çoğunluk nüfusa sahip olunarak, yasama, yürütme ve yargı yetkilerinin elimizde bulundurulacağı egemen bir yapıda ancak yaşatılabilir. Bu yaşatmanın olmazsa olmaz şartı da, anayurdun nüfus skalasının yerli halklar lehine değiştirilmesidir.

Kafkas halklarının, nesillerini ve kültürlerini geleceğe taşımalarının önündeki en büyük tehdit, düşük nüfusları ve bu nüfusun dağınıklığıdır.

Öyle ki, bu nüfusun yarıdan fazla bir kısmı anayurdu dışında ve bunlar da -İsrail’deki iki kasabayı hariç tutarsak- kasaba ve üzeri büyüklükteki hiçbir yerleşim biriminde çoğunluk oluşturmadan yaşamaktadır.

Kafkasya ve Kafkasyalıların geleceğiyle yakından ilgilenenler bu sorunu baştan beri teşhis etmiş ve yegane çözüm yolu olarak da diasporadaki nüfusun anayurtlarına dönmesi tezini işlemişlerdir. İdealistlerimizin ömrü, gerek Çarlık, gerek sonrasındaki komünist yalıtılmışlık dönemlerinde anayurda yönelik teori ve eylemler üretmekle geçmiştir…

***
…derken yıllar geçti.

Soğuk savaş dönemi sona erdi ve nihayet 90’lı yıllarda anayurdun kapıları kovulmuş neslin torunlarına açıldı.

Açıldı açılmasına ama, aradan geçen 15 yıl içersinde vatana hiç de beklenildiği gibi kitlesel bir dönüş gerçekleşmedi.

Sonuç, beklentilerin tamamen dışında, ümit kırıcıydı.

***
KAHT-I RİCAL
Peki neden?
Nedeni çok basit:

Dönüş tezini dogmatik bir yaklaşımla savunan ve slogandan öte götüremeyen idealistlerimiz, sürgünden buyana geçen yaklaşık bir buçuk asrın, diasporadakileri, bulundukları topraklarda nasıl kökleştirdiğini hiç hesap edemediler.

Yani basit(!) bir hesap hatası yaptılar…

Hiç bir sosyolojik, sosyo-psikolojik, iktisadi, siyasi… v.s. bilimsel araştırma ve hazırlığa istinad etmeyen ‘dönüş fikri’ söylemden öte geçemedi ve neticede tam bir fiyaskoyla sonuçlandı.

Tabii bu tablo bir gerçeğimizi daha gün yüzüne çıkarttı: Toplumumuzun yıllardır nasıl bir kaht-ı rical (yetişmiş insan kıtlığı) içinde olduğu gerçeğini…

Kendini topluma önderlik mevkiinde görenler -maalesef ki- yine son derece öngörüsüz çıkmışlardı…

Ve mümkün olsa, halkımız için dondurulacak kıymetteki ‘zaman’, hala hiç bir yeni proje üretilmeden, sadece cılız dönüş sloganları atılarak israf edilmeye devam etmektedir…

***

Anavatanın nüfus problemini kim halledecek?

Bir kere şu tespiti acilen yapmalıyız:

Dünyanın hakim güçleri, Kuzey Kafkasya halklarının varlığında, emperyal amaçlarına hizmet edecek bir ‘cevher’ göremedikleri için, bugünkü yok oluş sürecine herhangi bir müdahalede bulunmayı düşünmemektedirler. Belli ki, Kuzey Kafkasya halkları bugünkü konjonktürde gözden çıkartılmış topluluklardandır.

Bir başka deyişle, eğer kimliğimiz ve kültürümüzle gelecek yüzyıllarda da var olmak arzusundaysak, dışımızdaki dünyadan hiç bir medet ummadan, kendi dinamiklerimizle ayakta kalmak zorundayız.

Ama nasıl?

NÜFUS ARTIŞINI SAĞLAMANIN YOLLARI

Problemi ‘demografik sorun’, çözümü de ‘anayurttaki nüfusun kısa sürede artırılması’ olarak ortaya koyduğumuza göre, çalışmalarımızı nüfus değişiminde rol oynayan şu üç faktör üzerinde yoğunlaştırmamız gerekiyor:

Doğumlar, ölümler ve göçler.

Şartların elverip elvermediğini bir tarafa bırakıp, konuya teorik bazda kısaca bir göz atalım.

1. DOĞURGANLIĞIN ARTIRILMASI

Son maddede bir kere daha değineceğimiz üzere, ülkeye dışarıdan nüfus ithalinin güçlüğü (hatta sürdürülen Putin politikaları ve mevcut hukuki altyapıyla mümkünsüzlüğü) dikkate alınarak, nüfusu kendi içinde artırmanın yollarını aramak gerekir.

Bunlardan en önemlisi doğumların artırılması ve bu konuda da bütün etkenlerden yararlanılmasıdır.

Örneğin, bunlardan birisi siyasi etkenlerdir.

Bu alanda, nüfus azlığının getirdiği tehditler halka açık bir dille, önemine vurgu yapılarak anlatılmalı ve bu sancıyı sokaktaki insan da içinde hissedebilmelidir. Bunun için de, anayurtta siyasi yönetimler, STK’lar, medya ve entellektüeller vasıtasıyla; diasporada da bütün kurumsal yapılar ve entellektüeller düzeyinde konuya sahip çıkılmalı, yoğun bir propaganda ile nüfus artışının gerekliliği halkın ilk gündem maddesi haline getirilmelidir. Böyle bir atmosfer, bu konuda milli bilinci canlandıracak ve mutlaka pozitif bir sonuç verecektir.

Bu esnada anayurttaki diğer kolonyal unsurların muhtemel tepkilerinden çekinilmemelidir. Çünkü bu tür tepkiler milli uyanışı kışkırtmak suretiyle muhtemelen lehte bir fonksiyon icra edecektir…

Geçmişte, gerek ekonomik, gerek stratejik nedenlerle nüfus kalıbını genişletmeye çalışan pek çok devlet olmuştur. 1930’lu yılların sonunda Japonya, İtalya ve Almanya’nın parasal ödüllendirmelerde de bulunarak nüfus artış hızını yükseltmeye çalışması bunlara örnektir. (Bu artışların ne niyetlerle yapıldığı farklı bir boyuttur.)

Aynı şekilde, Çeçen toplumunun 1944 sürgünü sonrasında nüfusunu artırma yolunda ortaya koyduğu bilinç ve gayret diğer Kafkas halklarına gösterilebilecek çok daha yakın ve başarılı bir örnektir.

Doğumların artırılmasında müessir olacak ikincisi husus dini etkenlerdir.

Dünyanın bütün büyük dinleri ailenin büyümesini teşvik etmekte, doğum kontrolüne karşı çıkmaktadır. Dinlerin bu husustaki öğretileri öne çıkarılıp bağlılarına yoğun programlarla anlatılmalı, dindarlığın nüfus artışına getireceği pozitif etkilerden mutlaka faydalanılmalıdır.

Üçüncüsü ekonomik etkenlerdir.

Ülkelerin refah dönemlerinde nüfus artışının hızlandığı bilimsel bir tespittir. Bu nedenle Kafkas ülkelerinde refahın artırılması için gayret gösterilmelidir elbette, fakat bu hemen sonuç verecek ve bizim derdimize deva olacak bir iş değildir. Bu nedenle, bu etkeni -şartları oluştuğunda- Kafkas diasporası aktive etmelidir. Ayrıca diaspora bu noktada ciddi bir görev üstlenerek, oluşturulacak bir fondan, Kafkasya’da çocuk sahibi olacak ailelerin refahını artıracak nakdi desteklerde bulunabilmelidir. Sadece nüfus artışını desteklemek ve takip etmek için diasporada geniş katılımlı bir vakıf kurulmalı, çalışmalar bu kurum vasıtasıyla sistemli bir şekilde yürütülmelidir. Dördüncüsü, toplumsal gelenek ve alışkanlıklarımızda nüfus artışını olumsuz etkileyen hususların giderilmesidir. Örneğin, geç evlenme alışkanlığıyla mutlaka mücadele edilmelidir. Yukarıda adı geçen vakıf, yeni evlenenlere de mümkün olduğunca destek olmalıdır.

Yok oluşun sınırındaki bir toplumun, ahlaki yolların terk edilmemesi kaydıyla, hızlı nüfus artışına mani bütün gelenekleri ve alışkanlıkları lükstür; derhal terk edilmesi gerekir.

Unutulmamalı ki inişe geçmiş bir balonu havada tutmak, ancak ve ancak safraları atmakla mümkündür.

ÖLÜMLERİN AZALTILMASI

Nüfus artışı için, doğumların artırılmasından sonra alınacak ikinci tedbir ölümlerin azaltılmasıdır.

Dünya üzerindeki ölümlerin çoğu çocuk yaşlarda gerçekleşmektedir. Bu sebeple ana ve çocuk sağlığını korumaya yönelik donanımlı kurum ve uzman personel sayısının artması yönünde planlama ve yatırımlar yapılmalıdır.

Sağlık hizmetleri bütün vatandaşların istifade edebileceği şekilde planlanmalı ve yaygınlaştırılmalıdır.

Halk sağlığını tehdit eden ve ömrü kısalttığı belirtilen alkol, sigara ve madde bağımlılığı gibi zararlı alışkanlıklarla bütün yollardan ciddi şekilde mücadele edilmelidir.

Yine sağlıkla doğrudan ilgili olan çevre korunmalı, endüstrileşmenin sağlığımıza olan olumsuz tesirlerini minimuma indirecek tedbirler üzerinde çalışılmalıdır. Halkımızda zaten var olan çevre bilinci daha da geliştirilmelidir.

Bölgede ölümlerin bir diğer sebebi de savaşlardır. Ne olursa olsun savaşlardan uzak durulmalı, mevcut nüfus her türlü çatışmadan korunmalıdır. Mücadele için siyasi yollar benimsenmeli, silaha hiç bir şekilde tevessül edilmeyerek nüfusumuzun pisipisine kırılması önlenmelidir.

GÖÇLER

Her şeye rağmen, diasporadakilerin dönüşünü teşvik için yapılabilecek her şey yine yapılmalıdır.

Ama aynel yakin (tecrübelerimizle) biliyoruz ki bu bizim problemimizin çözümünde sonuç veren bir yol değildir (en azından şimdilik). Maalesef ki, diasporadakilerin sahip olduğu idealizm, onları “her şartta” vatanlarına sürükleyecek güçte değildir.

Gidişler daha ziyade turistik ve romantiktir; haliyle geriye dönüşü de içinde barındırmaktadır.

Diasporanın anayurduna dönmesi, bölgenin ekonomik bir cazibe merkezi olması ile ancak mümkündür. Ki bu istikrarsız ortamda kısa vadede böyle bir şeyin olması beklenmemelidir.

Diasporayı anayurda bağlayacak en önemli etken şimdilik sadece çifte vatandaşlık olarak görülüyor. Bu yüzden çalışmaların bu yönde yoğunlaştırılması gerekir. Çifte vatandaşlığın yasal bir hale getirilmesi ile nüfusa reel değilse de istatistiki manada bir katkı sağlanmış olacaktır.

Ayrıca, diğer etnik unsurların Kafkasya’ya kolonize edilmesine karşı hukuki zemin kuvvetlendirilmeli ve işletilmelidir. Siyasiler ve halk mutlaka bu alanda duyarlı davranmalıdır.

NE ZAMAN SONUÇ ALINIR?

Demograflar toplumların nüfusunun ortalama 25 yılda bir ikiye katlandığını kabul etmektedir. Bu, malum sebeplerle Kafkasyalılarda biraz daha uzundur. Fakat doğurganlığın artırılması ve ölümlerin azaltılması için alınacak tedbirlerle Kafkasyalıların bu süreyi dünya standartlarının üstüne çıkartmaları gerekir. Öyle ki önümüzdeki 25-30 sene içersinde anayurttaki nüfusumuzu en az 3 katına çıkaramazsak, geleceğimizle ilgili ümitvar olamayız.

Ayrıca, anayurtta nüfus problemimizi halletmeden elde edeceğimiz bir takım siyasi ve idari üstünlüklerin hiç bir zaman istediğimiz seviyede olmayacağı gibi, kalıcı olmayacağını da tahmin etmek zor olmasa gerek (Adıgey’in Krasnodar’a bağlanması çalışmaları buna bir örnek). Bu nüfus yapısıyla bize sunulacak bir takım siyasi ve idari üstünlüklerin, ölüm hastasına yapılan makyajdan bir farkı yoktur.

İyi anlamalıyız: Yok oluşun son kertesine gelmiş bir toplumun, radikal çıkışlar yapmaktan başka çaresi yoktur.

***

Bütün bu yazdıklarımız teorik doğrular.

Peki gerçek hayatta uygulanabilirliği var mı?

Gönül “var” demek istiyor; çünkü bu sorunun cevabı “yok” olursa, bilinmelidir ki Kafkas halkları da tarihin sayfalarına gömülmüş demektir.

ekarayel@superonline.com
  1. Vedat Eroğlu
    Mayıs 26, 2010, 9:26 pm

    Sayın Karayel;
    Size katılıyorum;çok net açmamakla beraber kısaca geçtiğimiz günlerde yaşadığım bir sohbeti anlatıp bir ek yapacağım.Tam 23 yıl sonra Uzuntarlaya gelen Malatya Darende’li bir öğretmen arkadaşım ile sohbet ederken (ki 23 yıldır Almanyada yaşıyor).Uzuntarlada görevi geregi kaldığı yıllardaki Uzuntarlayı fiziksel olarak bulamamanın üzüntüsünü dile getirdi ve ekledi aman dilinizi,kültürünüzü unutmayın siz zaten bu coğrafyaya pek uymuyorsunuz ama üzülmeyin VATANINIZ VAR dedi.Bu öğretmen arkadaş çok haklıydı ama şartlar vatana nasıl gidile(meye)ceğini belirlerken biz ne kadar müdahil olabiliyoruz bunu siz detaylı olarak yazınızda verdiniz.Kimse isteyerek yurdunu terketmiyor ama dönmekte teorideki gibi olmuyor,BULUNDUĞUNUZ YERDEN KOVULMAZSANIZ.!!

  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: