Anasayfa > Tarih > BİR SOYKIRIMIN ADI: 1864 BÜYÜK ÇERKES SÜRGÜNÜ 3. Bölüm

BİR SOYKIRIMIN ADI: 1864 BÜYÜK ÇERKES SÜRGÜNÜ 3. Bölüm


3. Ölüm-Kalım Savaşları:
“1860 Ekim ayında, Vladikavkaz şehrinde toplanan Kafkasya Başkumandanlığı, önerilen bütün barışçıl yöntemleri reddederek Başkumandan Prens A.İ. Baryartinskiy’in önerilerini dikkate aldı ve Kubanötesindeki asi Dağlılara karşı yeni askeri hareket planı hazırladı. Buna göre sayıca ve silahça üstünlüğü kullanarak bütün kuvvetlerle taarruz yapılacak ve Dağlılar dağlardan ova ve düz yerlere sıkıştırılacak, yani topraklarından çekiyle mecbur edilecekti. Onların yerlerine ise Kazak ve Rus nüfus için yerleşim birimleri kurulacaktı”146. Bu amaç için ilk önce “1860-1861 arası 10.343 Kabardey, Osmanlı topraklarına göçe zorlandı”147.
Rusların bu tazyiki karşısında “1861 yılında Çerkasya’da mücadele şiddeti arttı. Bu sefer taktik gereği Çerkeslerin inatçı direnişi karşısında fazla kayıp verilmesini önlemek ve ‘Çerkes Sorunu’nu barışçıl yolarla çözmek amacıyla II. Aleksandr, Kafkasya’ya geldi ve Çerkes temsilcilerle iki görüşme yaptı. Görüşmeler sonucunda Çerkesler sonuna kadar savaşmaya karar verdiler148. “Kendilerinden çok güçlü de olsa Rus ilerleyişi karşısında sessizce teslim olmaları beklenemezdi. Kendi aralarında dahi bağımsız yaşamaya düşkün olan Çerkesler Rusya’ya kolayca teslim olması elbette mümkün değildi”149. Hatta organize mücadele edebilmek için Çerkes devleti kurma girişiminde bile bulunuldu. Abzekh, Şapsığ ve Ubıh temsilcilerinin katıldığı toplantıda devlet iktidarının üst organı olarak, başında Ubıh Hacı Giranduk Berzeg’in bulunduğu 15 kişilik meclis seçildi… Çerkes devletinin kurulduğu Rusya, Osmanlı, Fransa ve İngiltere hükümetlerine bildirildi; fakat artık çok geçti”150. Nüfus ve gücü azalmış Çerkes grupları bağımsız arayışlar içine düştüler. Aynı yıl içerisine Çerkes kavimlerinden “Abzekhler, Kafkaslar genel komutanı General Kont Yevdokümov’a haber salarak Farez çayını geçmemelerini aksi taktirde savaşa devam edeceklerini bildirdiler. Yevdokümov şu cevabı verdi: “Ben Abzekhlerden barış ve iyi komşuluk istemiyorum, kayıtsız şartsız teslim olup itaat etmelerini istiyorum. Son dağlı benim gösterdiğim yere taşınıncaya kadar taarruzu sürdüreceğim”151. Diğer yandan Batı Kafkasya’nın fethine ilişkin sunulan plana nihai onayı vermek ve durumu şahsen yerinde görmek için II. Aleksandr 11 Eylül 1861’de Kuzey Kafkasya’ya gelmişti. Bunu duyan Hacı Berzeg 50 kişilik bir heyetle 18 Eylül 1861’de Çar’a yazılı bir dilekçe sundu ve Çar’a, Rus yönetimine sadık kalacaklarına yeminle söz vererek Çar’dan, kendilerini doğdukları yerlerden sürgün etmemelerini istediler. Çar’ın yanıtı oldukça sert ve acımasız oldu: ‘Size düşünmeniz için sadece bir ay süre tanıyorum. Bir ay sonra Kuban boyunda size gösterilen yerlere taşınmayı kabul edip etmediğinizi Kont Yevdokümov’a bildireceksiniz veya Osmanlı ülkesine göç edeceksiniz’ dedi”152. İşte bu yanıt ‘Büyük Çerkes Sürgünü’nün bir tür manifestosudur. Bu süreci 30 Mayısta “Lord Nepir, dönemin İngiltere dış işleri bakanı olan Kont Russell’e şu bilgiyi geçmektedir: Geçen yıl imparator bir heyet kabul etti. Topraklarında kalmak istediler ve barış içinde yaşamaya, Rusların iyi komşuları olarak nasıl davranmaları gerekiyorsa öyle davranacaklarına söz verdiler. Söylendiğine göre imparator, onların haince geleneklerini ve onları koşullara uydurmanın zorluğunu göz önünde bulundurarak isteklerini reddetti ve onlara üç seçenek sundu: Savaş, Kuban’a yerleşmek veya Türkiye’ye göç etmek. Fakat onlar savaşı seçtiler ve silahın başarısı onlardan yana olmadığından, şimdi yüce gönüllü Müslüman devletini (yani Osmanlı c.a.) Rus hükümetine tercih ediyorlar. Ardı arkası kesilmeyen Çerkes göçmenlere cesaret veren Türkler de birçok bakımdan bu sonuca yardımcı oldular”153.
Tüm ümitsizliğe rağmen, özellikle “Şapsığ, Ubıh ve Abzekhler arasında 1861-62’de yeni ve son bir direnişin başlamasına neden oldu”154. Halk son nefesine kadar direniyor, mücadele ediyor, savaşıyor, artık kurtuluş imkanı kalmayınca teslim oluyordu. “Köy yerleri teslim olduktan sonra tutsak edilenleri Rus askerleri tümüyle öldürüyordu”155. Bazen subaylar son çözüm için Çarın kardeşini bekliyorlar, son çözümü ona adeta bir gösteri şeklinde sunuyorlardı. Herkes yerini alıyor ve bu silahsız, savunmasız kendini koruyamayacak halkı öldürüyorlardı. Artık savaş, soykırıma, vahşete dönüşmüştü”156. O zamanlar Rus Ordusu’nda asker olan S. Duhovski sonra gelişen olayları anılarında şu şekilde anlatmaktadır: Süre dolunca birlikler Mahopse nehrine kadar ilerledi. Müfreze iki kol halinde ilerliyordu. Bir kol Aşşe Nehri’nin alt kolları boyundaki köyleri ateşe verdi. Orada buldukları köylüleri malları ile dışarı çıkardılar. Birçok Şapsığ müfrezenin ilerlemesini görerek aileleri ile birlikte dağa kaçtı… Bu şekilde, harekatın ilk üç gününde ikinci sıra dağlarla deniz arasındaki bütün köyler yakıldı”157.
Bu ara Rusya serfliği kaldırma planları yapıyordu. Taktik gereği 1861 yılında bu reformları derhal devreye soktu. Kısa sürede bu reformlar, Kafkasya’da kendini gösterdi. Çerkeslerin toplumsal örgütlenme yapısında serf-bey (Pşıl ile Pışı-work) ilişkisinin önemli bir yeri vardı. Daha doğrusu toplumsal yapı ve örgütlülüğün sağlamlığı bu ilişki üzerine kurulu idi. Bu reformlar serflere-köylülere özgürlük getiriyordu fakat toprak vaat etmiyordu. Bir taraftan köylülerin eski feodal ilişkisi çözülürken diğer taraftan da onları topraksız bırakıyordu. Önemli bir köylü nüfus köylerini terk ettiler. Bazı Beylerin göç etmesi üzerine de Çerkesya’nın bağımsızlık mücadelesi onların sırtında kaldı.
İstanbul’a sürülenler ise, hallerinden hiç de memnun değildi ki, o dönemin genel atmosferini yansıtan bir de ağıt yakmışlardı: Yistanbılak’ue (İstanbul’a Sürüyorlar Bizi). Kıtalarının son mısraları ‘heyhat, vatan elden gidiyor’ diye biten bu ağıt hala Çerkeslerin hafızalarında yaşamaktadır. Bu mısralar aynı zamanda Çerkesler için bir dönüm noktasını da ifade etmektedir.
Çerkesler Balkanlarda:
Özellikle, Osmanlı Hükümetinin sosyal stratejik beklentileri Çerkes göçmenlerden yararlanabileceği fikrine kapılmasına neden oldu. Örneğin İngiliz Hükümetinin de önerilerini dikkate alan Osmanlı İmparatorluğu Balkan eyaletlerinde yaklaşık 350-400 bin nüfusu belli yerlere, özellikle Hıristiyan köyleri arasında Tuna ve Balkan dağları boyunca bir hat oluşturarak köy yerleşim şeklinde iskan etti. Yerleşim yerlerinin özellikle büyük yol kıyılarında ve önemli dağ geçitlerinde bulunuyordu158. Aynı sosyal strateji Osmanlının diğer toprakları için de geçerli idi. Yani “Osmanlı topraklarına Çerkeslerin yerleştirilmesi, fiziki yersizliklerin yanı sıra devletin ‘İskan Politikası’ nedeniyle dağınık olmuştur. Bu yüzden Dobruca’dan Kosova’ya, Nablus’tan Kuneytra’ya kadar birçok ücra yerleşim yerlerine dağıtılmıştır”159. Diğer yandan Rusya’nın baskısı da etkili oldu. Örneğin “1859-1865 arası yapılan göçlerde Çerkesler, genellikle Anadolu esas alınarak Sivas ile Tokat arasına iskan edilmişlerdi”160. Yani Osmanlı topraklarına göç edenler “zorunlu bir iskan politikasına tabi tutuldular. Özellikle 1860’lı yıllardan itibaren yoğun olarak Osmanlı topraklarına akın eden Çerkesler, merkez kaç kuvveti olma özelliğine sahip unsurların bulunduğu yerlerde iskan edildiler”161. Özelikle, Balkanlarda olduğu gibi, “Hıristiyan çoğunlukta bulunduğu bölgelere”162 ve bir de “yokluğun bütün felaketlerine ve sıkıntılarına maruz kalmış bu kadar çok insan bir yerde toplanırsa çabucak memnuniyetsizlik ve isyan çıkar diye dağınık yerleştirildiler.. Trabzon’da ve diğer yerlerde karaya çıkan halk arasında bu tehlikeye işaret eden belirtiler de ortaya çıkmıştı”163. Bu yüzden hiçbir Çerkes grubu yerleşeceği yerleri kendi inisiyatifleri ile seçmediği”164 gibi “Çerkes beyleri kabilelerinden ve birbirlerinden ayrı olarak yerleştirildiler. Böylece yurt ve beylerinden mahrum kalan ve yerleştirilmek üzere küçük gruplar halinde parçalanan Çerkesler, belirli bir müddet sonra yerli halkla uyum sağlamışlardır”165.
Diğer yandan “Rusya sürgüne tabi tuttuğu Çerkes ulusunun peşini sürgünde de bırakmadı, Kafkasya’ya yakın Osmanlı topraklarına yerleştirilmelerine şiddetle karşı çıktığı gibi, 1864 sürgününde Balkanlara yerleştirilen Çerkesler ikinci bir kez daha Ruslar tarafından sürülmüşlerdir”166. Bu iş için Ruslar 23 Aralık 1876 İstanbul (Tersane) Konferansında Rumeli’de Çerkeslerin iskan edilmemesi kararını çıkarttılar. “Avrupa devletleri de bu isteği desteklediler”167. “13-17 yıldır Balkanlarda bulunan Kafkasyalıların”168 “büyük bir kısmı, neredeyse tamamına yakını 1877’den sonra tekrar Anadolu’ya ve Suriye’ye nakledilmişlerdir”169. Aydemir’e170 göre tekrar yerlerinden edilen bu nüfus 300 bini buluyordu. Balkanlarda Çerkeslerin boşalttığı yerlere derhal Hıristiyanlar yerleştirildi. Örneğin, “Osmanlı idari kayıtlarına göre,171 1879’da Aziziye köyünde Çerkeslerin terk ettikleri yerlere Plevne ve Sofya göçmenleri yerleştirildiler”172.
Ruslar Çerkeslerin vatanlarından sürülmelerini düzenlemek amacıyla “10 Mayıs 1862’de bir komisyon oluşturdular”173. Resmi olarak Kafkasya’dan yerli halkların Osmanlı topraklarına sürülmesi, 1862 yılında işte bu Kafkas Komisyonu’nun konuyla ilgili kararı onayladıktan sonra, askeri ve siyasi bir önlem olarak uygulandı”174. Bu dönemden sonra da artık Çerkesler için ölüm kalım savaşları başladı. Çar döneminin şoven tarihçisi R. A. Fadayev bu döneme ilişkin olarak 1865’te şöyle yazdı: “Çerkes toprakları devlete lazımdı, onların kendilerine ise hiç gerek yoktu”175.
Bu karardan sonra, Çarın orduları işgal edilen topraklardaki halkları planlı bir şekilde ve bir daha toparlanamayacak şekilde toptan yok etmeye, imha etmeye başladılar ve yerlerine Rusları veya tetikçileri Kazakları yerleştirmeyi yoğunlaştırdılar. Öyle ki, Adigeleri köy ve topraklarından çıkaran ordu birlikleri, yaşanan yerleri, ekinleri ve bahçeleri imha ediyor, geri dönüş için hiçbir şey bırakmıyordu. Örneğin “Rus birlikleri Abzekh köylerinde Tuba’yı ele geçirmesi üzerine, köy yerlileri kendilerine teslim olup tutsak edildikten sonra tümünü öldürdüler. Kurbanlar arasında gebeliği ilerlemiş iki kadın ve beş çocuk da bulunmakta idi”176. Albay Şarapa o dönemi şöyle anlatmaktadır: “General Bigiç’in komutasında bizim birlikler çekirge sürüsü gibi dağlı köylere saldırıyorlardı. Darı, mısır, buğday ve çavdar tarlaları topların, atların ve askerlerin altında ezilip imha ediliyordu, köyler alev alev yanıyor, duman ormanlara kadar yükselerek her tarafı sarıyordu”177. Kafkas-Rus savaşlarını yerinde izleme olanağı bulan Fransız asıllı gezgin Dumas178 ise şahit olduğu bir olayı şöyle tarif ediyordu: “Bir kazak savaşçı, bir dağlıyı öldürmekle kalmıyor, cesetlerin kellerini de koparıyordu. Bunu gören diğer Kazaklar ise vahşi bir şekilde bağırıyordu”. Bu durumu İngiltere kraliçesine yazdıkları bir dilekçe de açık açık dile getirmişlerdi. Dilekçede Rus askerlerinin ellerine düşen çaresiz kadınları, yaşlıları ve çocukları koyun boğazlar gibi kestikleri; kestikleri başları süngüleriyle kelekle oynar gibi oynadıkları; uygar ve insanlık dışı anlatılması güç bir zulüm ve baskı uyguladıkları”179 yazılmıştı.
Çerkeslerin nasıl top yekun imha ve sürgün edildiklerini bir başka askeri anıda şu şekilde kayda geçilmişti: “Savaş son derece amansızsa cereyan ediyordu. Biz geri dönülmesi imkansız bir tarzda ve askerin bastığı her toprak parçasını son ferde kadar Çerkeslerden temizlenerek adım adım ilerliyorduk. Kar erir erimez ve ağaçlar yeşermeden önce yüzlerce köyleri ateşe veriyorduk. Ekinler atlara yediriliyor veya çiğnetiliyordu. Köy nüfusu gafil avlandığı taktirde, derhal asker korumasında en yakın Kazak köyüne götürülüyor ve daha sonra Türkiye’ye sevk ediliyordu. Bizim yaklaşımımız sırasında boşalan kulübelerde çoğu zaman masanın üzerinde içinde kaşığı ile beraber henüz soğumamış lapaya, üstünde iğne takılı tamiri yarıda kalmış elbiselere, döşemeye yayılmış bir şekilde bırakılan çeşitli çocuk oyuncaklarına rastlıyordu. Fakat bezen askerlerimizin canavarlığa kadar varan hunharca hareketler de yapılıyordu”180. Yine, 1 Aralık 1863 The Free Press’te Fransızca olarak yazılmış bir habere göre, gözleri oyulmuş yaşlı bir erkek cesedine şu sözcükler içeren bir yafta iliştirilmişti181: “Git, temsilcilerinle buluş, Paris’te iyi göz doktoru bulabilirsin”.
“1862-1864 Çerkasya’nın can çekiştiği yıllardı. Daha fazla direnmek faydasızdı ve Çerkeslerin önlerinde iki seçenek buluyordu: Kuban’ın sol kıyısına yerleşmek ya da Osmanlı’ya gitmek. Çerkesler ikincisini seçtiler”182. Zaten Ruslar Çerkeslerin vatanlarından sürülmelerini düzenlemek amacıyla bir komisyon oluşturmuşlardı.
Rusya, göçmenlerin dönebileceğinden korkuyordu. Çünkü dağlılara orada dini duygulara kapılarak Rusya’ya karşı düşman oluyorlardı. Böylece Osmanlı ile Rusya arasında göç resmi bir çerçeve aldı. Çar hükümeti, 1962 tarihinde de Kafkasya’dan göç etme kararı çıkardı”183. Diğer yandan zaten “Osmanlı misyonerler tarafından göç teşvik ediliyordu”184. Özellikle “gücü zayıflayan Osmanlı devleti, Kafkasyalılar ile bu gücünü takviye etmek istiyordu”185.
Bu yaşanan olaylardan sonra, Fransa’nın, İngiltere’nin ve onlara boğazına kadar borçlu Osmanlı devletinin Kafkasya siyasetleri ani bir sapmayla Çerkeslerin aleyhine döndü. “İstanbul’da Çerkeslerin Kafkasya’dan çıkarılmasına karşı çıkan Çerkes paşalar safdışı edildiler”186. “Fransa imparatoru 3. Napolyon 5 Kasım 1863’te Polonya ve Kuzey Kafkasya aleyhinde bir konuşma yaparak Rusya işgaline arka çıktı”187. “İngiltere ise Rusya’nın işgalini onaylar bir şekilde tarafsızlığını açıkladı”188.
1863 Baharına doğru Kubanötesi toprakları yerli nüfustan büyük oranda arındırıldı ise de köylüler daha dağlık bölgelere çekilerek mücadeleyi sürdürdüler. Öyle ki, 1864 Mayısında Kafkas Savaşlarının bittiği ilan edilse de 1865’e kadar birçok Çerkes, mücadelesini sürdürdü189. Bu yüzden 10 Kasım 1863 tarihinde Kafkasya Ordusu Başkumandanının harbiye vekiline şu mesajı geçmek zorunda kaldı: “Batı Kafkasların fethi ile ilgili plan açısından şimdi de kıyı şeridini temizlemeliyiz”190. Belge niteliğindeki bu mesaj, Kafkasya’da Ruslar tarafından yürütülen etnik temizleme harekatının bir süre daha devam edeceğinin belgesidir.
Kafkas-Rus Savaşı’nın son aylarında Rus Ordusu’nun Şapsığ ve Abzekh köylerinin büyük kısmını yaktığını ve halkı yerlerini terk etmeye zorlandığını askeri anılardan öğrenmek mümkündür. “Köyler çoğunlukla kışın ve ilkbaharın başında yok edilmiştir. Çünkü barınaksız kalan halkın koşulları o zaman daha ağır olmuş ve bu, direnişlerini kırmaya yardımcı olmuştu. Sonunda binlerce kadın, çocuk ve yaşlı açlıktan, soğuktan, hastalıktan ölüme mahkum edilmiş, fakat onların ölümü Kafkas-Rus Savaşı’nın sonunu yakalamıştır”191. O zaman Rus Pşeha Müfrezesi’nde asker olan İ. Drozdov, izlenimlerini anılarında şöyle anlatıyor: “Yolda gözümüzün önünde arz eden sarsıcı manzara şöyle idi: Oraya buraya dağılmış ve köpekler tarafından parçalanmış, yarı yenmiş çocuk, kadın ve yaşlı cesetleri… Açlıktan ve hastalıktan tükenmiş, zayıflıktan bacaklarını zor kaldıran, bitkinlikten düşen ve aç köpeklere canlı canlı yem olan göçmenler… Bu ölçülerde ve böyle sefalete insanlık nadiren şahit olmuştur”192.
Bu şekilde ölüme yenik düşenlerden arta kalanlar hayatta kalmak için çok hızlı bir şekilde yerlerini yurtlarını terk ettiler. Diğer taraftan da Osmanlı Hükümeti “İslam dinine mensup nüfus kazandığını ve bununda Türk ordusu için kazanç olduğunu”193 düşünerek bu göçü özendiriyordu. Beklenilen son da gerçekleşmeye başladı. “30 Nisan 1864’te Trabzon’da bulunan bir muhabir ‘Çerkes kabilesi Ubıhların göçü başladı. Geçen hafta 34 gemiyle 18 bin Çerkes geldi… Bu gemilerin büyük bir kısmında gerekenden iki kat fazla yolcu bulunuyordu ve bu yüzden yolculuk sırasında sıkışıklık yüzünden ezilerek 134 kişi öldü… Çerkesler korkunç felaketler yaşıyorlar. 50 bin kadarı gömüldü. 60 bin göçmen açık havada veya şehrin sokaklarında yatıp kalkıyorlar”194 diye haber geçti.
Kısa bir süre içerisinde “Kafkas sıra dağlarını aşan on binlerce dağlı, bütün mallarını ve mülklerini bırakarak Anapa, Novorossiysk, Tuapse, Soçi ve diğer limanlara birikti. Karadeniz’in Kafkasya kıyısına yüzlerce gemi doldu. Rus ve Osmanlı gemileri aralıksız olarak göçmen taşıdılar. Fakat gemiler yetmedi. Kıyıda aylarca bekleyen gruplar vardı ve halleri çok perişandı. Yiyecekleri olmadığı gibi sokaklarda barınıyorlardı195. “Sahilin gemilere binmek için biraz uygun olan bütün noktalarına birkaç bin aileden oluşan büyük halk kalabalıkları yığıldı… Kıyıya gelen her göçmen grubunu sıkı bir incelemeden sonra üç gruba ayırdılar. Hali vakti olanlar kendi hesabına gönderiliyordu. Diğerlerine kendi paralarına ilave olarak para veriliyordu. Yoksullar ise hazine hesabına taşınıyordu. Bir ailenin durumunu belirlemek için ise genellikle yanlarında bulunan mal varlığına bakılıyordu”196. “Sahilde bindikleri gemilerin bir kısmı o kadar çok kişi aldı ki, battı; örneğin 2 bin yolcu ile yola çıkan Spinks gemisi batınca 200 kişi kurtulabildi”197.
Samsun ve Trabzon ana çıkış limanlarıydı, bu limanlara gelenler hastalığa tutuldu; yine İngiliz Raporlarına göre her limanda 200-250-300 kişi her gün ölüyordu”198. “28 Nisan 1864’te bölgede bulunan Times muhabiri ‘bu talihsizlerden 27 bini son derece kötü durumda Trabzon’a geldiler’ diye haber geçti. “Yine başka bir haberde ‘gemiyle gelen 600 Çerkes’den üç veya dört günlük yolculuktan sonra 370’i karaya ulaşabildi. Fırtınalı havada Karadeniz’de yolculuğun bütün sıkıntılarına katlanan çocuklu kadınların en temel ihtiyaç maddeleri bile yoktu; bebeklerini elbiselerinden kopardıkları parçalarla sarıyorlardı. Güverteler ölüler ve can çekişenlerle dolu. İşte Karadeniz sularında şimdi her gün yaşanan manzara bu”199 diye yazdı.
Açlık, soğuk ve salgınlardan binlerce insan ölüyor ve adeta bir can pazarı yaşanıyordu. O döneme tanık olan ve Çar yönetiminin askeri sömürgeci işgaline hak veren A. P. Berje bile şöyle yazdı: “17 bin dağlının toplandığı Novorossiysk koyunda gördüklerimi unutmayacağım. Hıristiyan olsun, Müslüman olsun, ateist olsun onların durumlarını görenler mutlaka çöker ve perişan olurdu. Ruslar, Çerkeslere hayvanlara bile yapılmayacak şeyler yaptılar. Şu gördüğüm olayları kağıda gözyaşım damlamadan nasıl yazacağım? Kışın soğunda, kar, yağmur altında, evsiz, yiyeceksiz ve elbisesiz bu insanları tifo ve çiçek hastalığı da durumlarını iyice kötüleştiriyordu. Anasız kalmış bebekler ağlaşıyor, aç bebekler ölmüş annelerinin göğüslerinden anne sütü arıyorlardı; genç bir Çerkes kadını paçavralar içinde, açık havada, ıslak toprağın üzerinde iki yavrusu ile birlikte uzanmış, biri ölüm öncesi çırpınışlarla yaşamla mücadele veriyor, diğeri ise soğuktan kaskatı kesilmiş annenin göğsünden açlığını gidermeye çalıyor. Binlerce insan göz önünde ölüp tükeniyordu ve böyle manzaralara sık sık rastlanıyordu”200. Yine o dönem olaylara bizzat katılanların anlattıklarına bakılırsa göçmenlerin on binlercesi yolda açlıktan, soğuktan ve hastalıktan ölmüşlerdi. “Trabzon’daki Rusya elçi yardımcısı Moşnin, 28 Aralık 1863’te Kafkasya Hattı Karargahı Komutanı Kartsev’e günde 40-60 kişinin öldüğünü, sadece Samsun’da 60 bin Çerkes’in gömüldüğünü yazmaktadır”201.
Trabzon’daki Rusya Konsolosu Moşni ise şöyle yazdı: “Sürgünden beri 1864’ün 10 Haziran tarihine kadar Trabzon ve Havalisinden 247 göçmen geçmiştir. Yaklaşık üç sene içinde ölü sayısı 19 bin olmuştur. Bölgede 63.190 göçmen kalmıştır. Tifo ve çiçek yüzünden çocuk ölümü fazladır”202. “Samsun ve Sinop gibi diğer limanlarda karaya çıkmış olanlar da yüksek oranda ölüm yazgısını paylaştılar. Göçün en yoğun olduğu zamanlarda Samsun’da günde 50 sığınmacı ölmekte idi”203. “Osmanlı belgelerin göre ise, bu ölümlerin büyük çoğunluğu 0-30 yaş arasındaki çocuk ve gençlerden oluşmakta idi”204. “Bir başka kaynağın tahminine göre yarım milyon kişinin beşte biri aşırı yükleme ve tifüs sonucu teknelerde ölmüştü”205. O yüzden bu teknelere o dönemde ‘yüzen mezarlar’ adı verilmişti. Öylesine korkunç dramlar yaşanmakta idi ki, bugün ancak sinemalarda izleyebileceğimiz olaylar yaşandı. Örneğin, “ölü çocuğu günlerce saklayıp ninnilerle uyutur gibi yapan, ama kokan çocuk kucağından sökülüp denize atılınca, bir an bile düşünmeden kendini onun ardından azgın dalgalara fırlatan Kafkasyalı anne”206. Bunun gibi nice örnekler anlatılır. Bu yüzden “o yolculukta sağ kurtulup yüz yaşına kadar Anadolu’nun bir dağ köyünde yaşayan bir Çerkes ninenin yaşamı boyunca bir kez bile olsun balık yemediği”207 söylenmektedir.
Rusya içinde onlara düşman olanların sayısında bir azalma olacağı endişesiyle İngiltere ve Fransa göçü durdurmak istedi, fakat etkili olamadı. 1864 Nisan’ında Çerkeslerin toplu göçü ile ilgili olarak Osmanlı ve Rusya arasında yapılan görüşme neticesinde Osmanlı, İmparatorluk topraklarında Müslüman nüfusun Hıristiyan nüfusa oranla arttırma kaygısıyla bu Müslüman-Çerkes göçünü benimsedi fakat; “Osmanlı makamlarının Çerkes göçmenleri topraklarının en zayıf ve kritik bölgelerine yerleştirerek gelecek savaşlarda Osmanlı İmparatorluğunun nöbet erleri gibi kullanacağı”208 endişesiyle Ruslar, Osmanlı makamlarının göçmenleri Kafkasya sınırından uzak olmak şartıyla imparatorluğun her yerine iskan edebilecekleri belirtti. “Osmanlı Hükümeti ise, Çerkeslerin yerleştirilmesiyle Rumeli ve Anadolu’da Müslüman nüfusu arttıracağını ve ordu için nitelikli savaş gücü sağlayacağını düşünüyordu”209 ki, daha sonraları Balkanlardaki Çerkesler tekrar yerlerinde edildiler.
“1864 yılı Mayıs ayının 20’sine gelindiğinde Çarlığın 4 ayrı ordusu Ubıh bölgesinin Soçi yakınlarındaki kıyıdan 50-60 km içeride, Mzımta nehrinin sağ kıyısında bulunan Kbaada Vadisi’nde buluştular. Bir gün sonra 21 Mayıs 1864’te bu dört ordu birleşerek Kafkasya’yı boşaltmanın şenliğini yaptılar, savaşın sonunun ilan edip Çarlık döneminin zaferi olarak andılar. Fakat aynı tarih bugün Çerkeslerin sürgünün yıldönümü olarak andıkları tarihtir”210. “27 Temmuz 1864’te de Kafkasya Genel Valisi Mihail, 1567 yılında Çar VI. Ivan’ın başlatmış olduğu Kafkas-Rus Savaşlarının bittiğini belirten belgeyi imzaladı”211. Yine de “Rus birlikleri halkı yaşadıkları topraklardan sürmek için dağlara harekat düzenlediler. Coğrafik koşullardan yararlanan halk ne Laba’ya (Rusya içler, c.a.) ne de Türkiye’ye göç etmek istemeyerek şiddetle direndiler. Bunun üzerine köyler, ekinler ve yiyecek stokları yok edildi”212. Yani, Ruslar, “Çerkesler için kendi köylerinde yaşam sürdürmeyi olanaksız kılacak bir saldırı ve zulüm dizisine başvurdular. Bu göçe zorlamanın klasik yöntemi idi: Evleri, tarlaları yak, yık, kaçmaktan veya aç kalıp ölmekten başka seçenek bırakma”213. O zamanlar Rus Ordusunda asker olan K. Geys bu uygulamanın askeri bir strateji olduğunu anılarında şu şekilde dile getirmektedir: “Onlarla (yani Çerkes halkıyla) bütün hesapları bitirmenin en doğru ve hızlı yöntemi olarak ekinlerin kökünden yok edilmesi ve halkın varlığını sürdürmesine izin verebilecek her şeyin imha edilmesi… Bu yerlerde uygulanan savaş sistemi gerçekten en iyisi idi. Temel yiyecek kaynaklarının kıştan hemen önce yok edilmesi ve insansızlaştırılan çevrede satın alarak bile yiyecek elde etme imkanından mahrum bırakılması”214. Yine bir başka asker S. Duhovski, bu strateji sayesinde halkın tamamen evsiz barksız, savunma için çaresiz ve büyük yiyecek sıkıntısı içinde kaldığını anılarında anlatmaktadır”215. Kont Lev Tolstoy ise bu tür olayları şöyle tarif ediyordu: “Köylere gece karanlığında dalıvermek adet edinilmişti; böylece, tam baskına uğramış olan kadınlar ve çocuklar kaçacak zaman bulamıyordu ve gece karanlığının örtüsü altında Rus askerlerin, ikişer, üçer evlere girmesini izleyen dehşet sahneleri öylesineydi ki bunları hiçbir görevli raporlarına almaya cesaret edemezdi”216.
Savaşın resmen bittiği ilan edilmesine rağmen Kafkasya’da etnik temizlik harekatı devam etti ve adeta can pazarına dönüşen toplu sürgünler gerçekleşti. Bu ölüm kalım savaşında Çerkesler, artık Rusların yanı sıra göçün ağır şartlarına, açlığa, hastalığa, soygun ve talana karşı da savaş vermek zorunda kaldılar. Örneğin, 17 Ekim 1864’te Larnaka’dan (Kıbrıs) geçilen bir haberde sürgün mağdurlarının halleri şu şekilde tarif ediliyordu: “Halleri perişandı. Küçük üç gemi halinde 2718 kişiden sadece 1344’ü karaya çıktı; diğerleri ya ölmüş ya da ölüm döşeğinde gemilerde kalmışlardı. Hemen hemen hepsinin ölüm nedeni açlıktı. Hepsinin ayaklarında yaralar vardı; yaklaşık üç gündür hiç su içmemişlerdi. Yolcuların her gün 40 ile 50’si ölmüştü. Bu, karaya çıktıklarının dördüncü gününe kadar devam etti”217. Yine “Çerkes mültecilerle tıka basa dolu bir buharlı gemi ise Larnaka’ya yaklaştırılmamıştı. Yüzen bir tabut gibi gözden yitip gitmişti Akdeniz’de. O gemideki 2100 Çerkes’in akıbetinin ne olduğu ise bugüne kadar öğrenilememiştir”218. Larnaka Limanı’na yaklaştırılmayan Timova adlı gemi ise yolu değiştirilerek Antalya Limanı’na yönlendirilmişti”219. Yani farklı doğal koşullar ve açlık ve hastalıklar yüzünden Çerkes göçmenler büyük zayiat verdiler. “Varna’ya gemiyle götürülen 940 kişiden 46’sı yolda vefat etmesi,”220 Kıbrıs Adasında Larnaka limanına varan üç küçük gemide 2100 kadar Çerkes’ten en en az üç yüz kişi 32 günlük yol süresince yaşamını yitirmesi örneklerden sadece bir ikisidir. Hatta Larnaka yetkilileri ve Fransız Konsolosu, hasta göçmenleri bulaşma korkusuyla kıyıya almak istemedi. Manzara gerçekten akıl almaz derecede vahimdi”221.
İşte bütün bu yaşanan olaylar neticesinde Kafkasya, Kafkasya’nın gerçek sahipleri olan Çerkeslerden arındırılmıştır. Örneğin, “1864 yılından önce 1835’de Abhaz-Abazin (Abaza) nüfusu 128 bin 800 kişi olduğu”222, “1857’de 144 bin 546 kişi olduğu söyleniyordu. Bunların 80 ile 94 bin arası nüfus güneydeki Abhazya’da yaşıyorken geri kalanları Kuzey Kafkasya’nın daha dağlık bölgelerinde yaşıyordu. Oysa, 1866 yılına gelindiğinde toplam nüfustan geriye kalan 79 bin 190 kişi olmuştur”223. Yani, Kafkas-Rus savaşları neticesinde bu grubun % 50’si Kafkasya’da etnik temizliğe maruz kalmıştır. Büyük Çerkes sürgününden üç yıl sonra dahi Abhazya’daki Abazalar rahat bırakılmadı. “Rus askerleri Abaza köylerine geldi evleri yıktı, sürüleri, hayvanları ve öteki malları gasp edip götürdüler, Abazaların elinde ölmeyecek kadar bir şeyleri kaldı”224.
“Aynı şekilde 1864 sürgününden önceki dönemlerde Adıgelerin nüfusu 1 milyondan fazla idi. Ama 1864 sürgününden sonra toplam 50 binden az kaldılar”225. Bu nüfusun 418 bini sadece 1863-1864 yılları arasında yerlerinden edildiler”226. “1858-1864 yılları arasında sadece Kuzeybatı Kafkasya’dan 398.955 kişi Osmanlı topraklarına göç ettirilmiştir. Bir tek yıl içerisinde, 1864’te 342.748 Adige yerlerinden olmuştur. 1865’te ise 106.795 Adige sürülmüştür”227.
Rus Göç Komisyonunun raporlarına göre, Karadeniz’in doğusundaki limanlarda 1858’den 1865’e kadar 493.193 kişi gönderilmişti. Fakat 10 binlerce kişi hiçbir kayda girmeden göç etmişti… Kuban Oblastı’nda 1 milyon yerli nüfustan geriye 1867’de 90 bin kişi kaldı… Bunlardan yalnızca 418.292 kişi 1863 sonbaharı ve 1864 yılı boyunca sürgün edilmişlerdi”228. Total olarak, “Çerkeslerin %10’luk bir kısmı hariç tamamı yerlerinden yurtlarından sürüldüler”229.
“Dzidzaria’ya göre göç hareketinin artmasının asıl nedeni Çarlığın, Kafkasya’da hakimiyetini tipik askeri-feodal yönetimlerle güçlendirme çabasıdır… Öyle ki, zor koşullar karşısında her şeyi göze alıp anavatanları Çerkeskaya’ya dönmek için İstanbul’daki Rus konsolosluğuna başvuran göçmenlere verilen cevap “Dağlıların geri dönüşü söz konusu bile olamaz” 230şeklinde oldu. Eğer “bu yasağa rağmen Kafkasya’ya dönüş yapan olursa müebbet olarak Rusya’nın iç kısımlarına sürülmeleri”231 emredildi.
Bu denli yoğun göç karşısında Osmanlı devleti, gerek mali gerek ise organizasyon açısından hazırlıklı değildi. Hatta göçün büyüklüğü Rus ve Osmanlı yetkililerinin beklediğinden fazla oldu. Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu zor şartlara ilave olarak yeni sıkıntıları beraberinde getirse de göç akınını; devletin göçleri kontrol altına alarak uygunsuzlukları önlemeye çalıştığı görülmekle birlikte, insanlığa, devletin şanına ve halifenin bütün Müslümanların koruyucusu olduğu prensibine ters düşer düşüncesiyle de kesin bir şekilde yasaklama yoluna gidilmemiştir. Çünkü böyle davranmak, insanlığa, devletin şanına ve halifenin bütün Müslümanların koruyucusu olduğu prensibine ters düşerdi”232. Diğer yandan “bu göçlerin getirdiği iskan sorununu çözmek için ne yeterli finans ne de yönetim örgütünde uzman insan gücü vardı; bu nedenle kendi yörelerine gönderilen Çerkeslerin derdine derman olma işi yerel birimlere havale edildi”233. Sonunda “İstanbul’a daha fazla göçmen gönderilmesi yasaklandı ve onların Anadolu’da tutulmasına karar verildi. Trabzon ve çevresinde 247.000’e yakın insan yerleştirildi. Bunların 19 bini öldü. Samsun ve çevresine 100 bin kişi yerleştirildi. Ölüm oranı yaklaşık günde 20 kişi idi. Tifüs salgını insanları kırıyordu”234. Bu yüzden “İstanbul’a sokulmayıp Akdeniz’e doğru pas geçirilen iki gemiden bir Antalya Limanı’na demirleyip boşaltılırken, ikincisine izin verilmemiş ve tıka basa Çerkes sürgünlerinin dolu olduğu bu geminin akıbeti de kesinlik kazanamamıştır”235.
Çerkesler Trabzon’a gelirken, “kendileri ile birlikte tifüsü de getirmişlerdi; koşullar bir aralık öylesine kötüleşti ki bütün halk kentten kaçtı”236. Korkudan fırıncılar bile fırınlarını kapatıp kenti terk ettiler237. Osmanlı Hükümeti, salgınların yayılmaması için özel kamplar kurarak göçmenleri burada tuttular. “Trabzon’daki Akçakale kampı böyle bir ölüm kampı idi. Buradaki mağdurlar fazla ekmek alabilmek için bazen cenazeleri saklıyorlardı. Çünkü kişi başına ekmek veriliyordu. Sarıdere, Sinop, Samsun ve Giresun kamplarında da durum vahim ve feci idi”238.
Kafkaslı göçmenlerin içine düştüğü bu zor durumlar bir sektörün yeniden canlanmasını da sağladı: “Osmanlı devleti köle ve cariye ticaretine hiçbir şekilde müdahale etmediği”239 gibi “Büyük Çerkes Sürgünü’nün başladığı 1860’lı yıllarda Trabzon ve Samsun’da Osmanlı Hükümetince geçici köle pazarları dahi kuruldu”240. “İstanbul, Kahire ve hatta Tahran’a bile köle satılıyordu. Arzın yükselmesini sağlayan mağdur göçmenlerden ucuz fiyata, bazen sadece ekmek fiyatına köle alan yüzlerce fırsatçı ve köşedönücü tüccar büyük karlar sağladı. Tahmini rakamlara göre sadece 1863-1864 arasında 10 binden fazla köle satılmıştı”241. Hatta “30 Ocak 1867’de Başvezirin, Padişaha gönderdiği bir yazıda242 ve 31 Mart 1867 ‘Arz Tezkeresi’nde243 bu sayının 150 bine ulaştığı anlaşılmaktadır”. Zaten kısa bir süre sonra “Çerkes kadınları ve çocuklarının satılması yasaklandı ve satışta bulunanlar akrabalarına iade edildi”244.
Çar hükümeti, ancak 1864 Aralık ayında Kafkasya’da mutlak egemenliğini kurduğuna, yeterince etnik temizlik yaptığına emin olunca topluca göçlerin durdurulabileceğine karar verdi. Fakat, Büyük Çerkes Sürgününden sonra da bütün ağırlığı ile Çerkesleri etkilemesini sürdürmüştür. Örneğin, “1865’te Türkiye’ye 22 binden fazla Çeçen göçe zorlandı. Vsemirnıy Puteçestvennik gazetesi, 1871’de şunları yazıyordu: ‘Bir yıl içinde göçmenlerin üçte ikisi öldü… Batum yakınlarında yerleşen 22 bin göçmenden sadece 7 bin kişi kaldı. Samsun civarında yerleşen 30 bin kişiden 1800 kişi kaldı’. Hatta Çarlığın propagandacılarından Y. Drozdev dahi ‘Bu ölçüde sefaleti insanlık zor görür’ diyordu”245.

Dip Notlar:
153 Russki İnvalid 5 Haziran 1864, No: 125, s.2-3_aktaran Murat Papşu, Vatanından Uzaklara Çerkesler, s. 61-62; bu yazışmanın tamamı için bkz.: PRSCET, Belge no:13.
154 V. V. Pokshishevskiy, Geography of Prerevolutionary Colonization and Migration Processes in the North Caucasus, Soviet Geography, Cilt.xxv, 1984, s. 516.
155 Foreign Office (İngiliz Dışişleri Bakanlığı) belgeleri 97-424, 17 Mart Aralık 1864 Dickson’dan Russel’e bir yazı_ Justin McCarthy, Ölüm ve Sürgün, s. 35 içinde.
156 Kemal Karpat, 21 Mayıs Sürgünü, s. 13.
157 Voyenni Sbonik (Askeri Külliyat), 1866, No:12, s. 288_ aktaran Murat Papşu, Vatanından Uzaklara Çerkesler, s. 128.
158 Ali Kasumov ve Hasan Kasumov, Çerkes Soykırımı, s. 261; Bedri Habiçoğlu, Kafkasya’dan Anadolu’ya Göçler, s. 32, Berzeg, 1996: 152-153; Marc Pinson, Ottoman Colonization of the Circassians in Rumili After the Crimean, Etudes Balkaniques, 1972, No:3) s.71-85.
159 Süleyman Erkan, Sürgün Olgusuna Analitik Yaklaşım ve Çerkes Sürgünü Örneği, s 9.
160 Merkezi Devlet Arşivi, fon 450, Dosya 533, sayfa 52_ aktaran Ali Kasumov ve Hasan Kasumov, Çerkes Soykırımı, s. 265.
161 Ayhan Kaya, Diasporda Çerkes Kimliğinin Dönüşümü: Değişen Sosyal Konjonktür Karşısında Yeniden Tanımlanan Etnik Sınırlar.
162 Nihat Berzeg, Çerkes Sürgünü: Gerçek, Tarihi ve Politik Nedenleri, s. 132; Arsen Avagyan, Osmanlı İmparatorluğu ve Kemalist Türkiye’nin Devlet-İktidar Sisteminde Çerkesler, s. 32.
163 Moskovskiye Vedomoti, 5 Mayıs 1864, no:99, s.3_ aktaran M. Papşu, Vatanından Uzaklara Çerkesler, s. 53.
164 Marc Pinson, Ottoman Colonization of the Circassians in Rumili After the Crimean, s. 83.
165 Kemal Karpat, Otoman Population 1830 1914: Demographics and Social Characteristics, s. 75.
166 Süleyman Erkan, Sürgün Olgusuna Analitik Yaklaşım ve Çerkes Sürgünü Örneği, s. 9.
167 Abdullah Saydam, Kırım ve Kafkas Göçleri: 1856-1876, s. 207.
168 Mustafa Saadet, Balkanlarda Çerkes İzleri, Nart Dergisi, Sayı: 38 (Temmuz-Ağustos 2004), s.49.
169 Bedri Habiçoğlu, Kafkasya’dan Anadolu’ya Göçler, s. 162.
170 İzzet Aydemir, Göç: Kuzey Kafkasyalıların Göç Tarihi, s. 137.
171 Başbakanlık Osmanlı Arşivi, İrade Tasnifi-Dahiliye; No: 658379, 8 Mayıs 1882.
172 Nedim İpek, Rumeli’den Anadolu’ya Türk Göçleri: 1877-1890 (Ankara: Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Yayınları, 1994), 16. Dizi, Sayı.73, s. 176.
173 Tığhugen Qumuqu, Yistanbılk’ue Kafkas Savaşlarının Sonucudur, Fahri Huvaj (ter.), Kafdağı Dergisi, Sayı: 43-46 (Ağustos1990-Ocak 1991) s.17.
174 Ali Kasumov ve Hasan Kasumov, Çerkes Soykırımı, s. 241.
175 Ali Kasumov ve Hasan Kasumov, Çerkes Soykırımı, s. 241.
176 Foreign Office (İngiliz Dışişleri Bakanlığı) belgeleri 97-424, no:2 17 Mart Aralık 1864 Dickson’dan Russel’e bir yazısı_ Justin McCarthy, Ölüm ve Sürgün, içinde, s. 35; PRSCET, Belge no: 4.
177 Ali Kasumov ve Hasan Kasumov, Çerkes Soykırımı, s. 248.
178 Alexander Dumas, Kafkasya Maceraları, Sedat Özden (ter.), (İstanbul: Kafkas Vakfı Yayınları, No.3, 2000), s. 48,67.
179 Bkz.: PRSCET, Belge-3’ün eki.
180 Russkaya Starina, cilt 22, 1878, s.249_aktaran Barasbi Baytugan, Kuzey Kafkasya (1917-1970), s. 9.
181 Çerkeslerin Sürgünü, Kafdağı Yayınları, no:3, 1993, s.11.
182 Raşad Tuganov, Rusya ve Avrupa Basınında Çerkes Sürgünü, s. 49.
183 Merkezi Devlet Askeri Tarih Arşivi, fon 450, Dosya 64, sayfa 26_ Ali Kasumov ve Hasan Kasumov, Çerkes Soykırımı, s. 258 içinde.
184 V. V. Pokshishevskiy, Geography of Prerevolutionary Colonization and Migration Processes in the North Caucasus, s. 516.
185 Osman Çelik, İngiliz Belgelerinde Türkiye ve Kafkasya, s. 19.
186 Nihat Berzeg, Çerkes Sürgünü: Gerçek, Tarihi ve Politik Nedenleri, s. 173.
187 Kafkasya kültür dergisi, 1970 Özel sayı, s.:76.
188 Herald Tribun, 7 Temmuz 1864.
189 Rusya Dış Siyaset Arşivi, Baş Arşiv Fonu, 1-9, Sıra 8, dosya 2, sayfa 217_ Ali Kasumov ve Hasan Kasumov, Çerkes Soykırımı, s. 247 içinde.
190 Merkezi Devlet Askeri Tarih Arşivi, fon 1, sıra 1, dosya 26643, sayfa1_ Ali Kasumov ve Hasan Kasumov, Çerkes Soykırımı, s. 251 içinde.
191 Murat Papşu, Vatanından Uzaklara Çerkesler, s. 108.
192 Kavkazski Sbornik (Kafkas Külliyatı, Tiflis 1887, cilt:2, s. 456_aktaran Murat Papşu, Vatanından Uzaklara Çerkesler, s. 132.
193 PRSCET, Belge no: 10.
194 Russki İnvalid, 26 Mayıs 1864, no: 117, s.14 ve 23 Eylül 1864 n:10, s.5_ aktaran Murat Papşu, Vatanından Uzaklara Çerkesler, s. 56-57 içinde.
195 Osetya Cumhuriyeti Merkezi Devlet Arşivi, fon 12, Sıra 6, Dosya 282, sayfa 5_ Ali Kasumov ve Hasan Kasumov, Çerkes Soykırımı, s. 251 içinde.
196 Russki İnvalid, 30 Eylül 1864, No: 206, s.1-2_ aktaran Murat Papşu, Vatanından Uzaklara Çerkesler, s. 65.
197 Kemal Karpat, 21 Mayıs Sürgünü, s. 13.
198 Cahit Tutum, 1864 Göçü İle İlgili Bazı Belgeler, Kafdağı, Sayı 33-36 (Ekim 1989-Ocak 1990) s. 83; Kemal Karpat, 21 Mayıs Sürgünü, s. 13.
199 Moskovskiye Vedomoti, 5 Mayıs 1864, no:99, s.3_ akt. Murat Papşu, Vatanından Uzaklara Çerkesler, s. 52.
200 “Vıseteniye Gortsev s Kavkaz (Dağlıların Kafkasya’dan Sürgünü) Russkaya Starina Dergisi, St. Petersburg Şubat 1881, cilt 33, no 22, sayfa 362-363_ Tuğan Kumıkov, Çerkeslerin Türkiye’ye Sürgünü, s. 32_Ali Kasumov ve Hasan Kasumov, Çerkes Soykırımı, s. 251_ Murat Papşu, Vatanından Uzaklara Çerkesler, s. 75_ Avledin Dumanış, Çerkes Kültürü Üzerine Etüd, s. 147 içinde.
201 Ali Kasumov ve Hasan Kasumov, Çerkes Soykırımı, s. 31.
202 Rusya Dış siyaset arşivi, Baş Arşiv Fonu 1-9, Sayı 8, dosya 19, Sayfa 127_ Ali Kasumov ve Hasan Kasumov, Çerkes Soykırımı, s. 269 içinde.
203 Foreign Office (İngiliz Dışişleri Bakanlığı) belgeleri 97-424, 21 Aralık 1863 Stevens’dan Russel’e bir yazısı_ Justin McCarthy, Ölüm ve Sürgün, s. 39 içinde; PRSCET, Belge no: 15.
204 Abdullah Saydam, Kırım ve Kafkas Göçleri: 1856-1876, s. 181.
205 Marc Pinson, Ottoman Colonization of the Circassians in Rumili After the Crimean, s. 82.
206 Çetin Öner, Şu Bizim Çerkesler, s. 71.
207 Çetin Öner, Şu Bizim Çerkesler, s. 72.
208 Rusya Dış Siyaset Arşivi, Baş Arşiv Fonu 1-9, Dosya 19, sayfa 26_ Ali Kasumov ve Hasan Kasumov, Çerkes Soykırımı, s. 269 içinde.
209 Kemal Karpat, The Eviction of the Circassian from Caucasus and the Balkans, and Their Stetlement in Syria, ‘The Third International Conferance on the History of Bilad Al Sham’da sunulan bir bildiri: Nisan 1980, Amman: The University of Jordan) s. 5, 19-24
210 Anzor Kuşhabiyev, 21 Mayıs Sürgünü, s. 16; Murat Papşu, Vatanından Uzaklara Çerkesler, s. 11, 92.
211 Tuğan Kumıkov, Çerkeslerin Türkiye’ye Sürgünü, s. 29.
212 Thamokov, 1990_ Murat Papşu, Vatanından Uzaklara Çerkesler, s. 110 içinde.
213 Foreign Office (İngiliz Dışişleri Bakanlığı) belgeleri 97-424, 10 Ekim 1863 Stevens’dan Russel’e bir yazısı; belge 881-1259 12 Nisan 1864 Bulwer’dan Russel’e bir yazı_ Justin McCarthy, Ölüm ve Sürgün, s. 35 içinde.
214 Voyenni Sbonik (Askeri Külliyat), 1866, No:5, s. 25, 28)_ Murat Papşu, Vatanından Uzaklara Çerkesler, s. 117 içinde.
215 Voyenni Sbonik (Askeri Külliyat), 1866, No:11, s. 155)_ Murat Papşu, Vatanından Uzaklara Çerkesler, s. 121 içinde.
216 Justin McCarthy, Ölüm ve Sürgün, s. 34.
217 Foreign Office (İngiliz Dışişleri Bakanlığı) belgeleri 97-424, 5 Aralık 1864 Dickson’un Stuart’a bir yazısı_ Justin McCarthy, Ölüm ve Sürgün, s. 41 içinde; Russki İnvalid’in haftalık eki; St Petersburg, 9 Kasım 1864, No: 40, s.1-2_ Murat Papşu, Vatanından Uzaklara Çerkesler, s. 71 içinde.
218 Baturay Özbek, Çerkes Tarihi Kronolojisi , s. 157; Çetin Öner, Şu Bizim Çerkesler, s. 70.
219 Rumeli’den Türk Göçleri, Belgeler, İstanbul’daki İngiltere Elçisi Layard ve Dışişleri Bakanı Salisbury arasında 523 ve 881 numaralı yazışmaları, cilt-2, sayfa 387, 536; Nihat Berzeg, Çerkes Sürgünü: Gerçek, Tarihi ve Politik Nedenleri, s. 139 içinde.
220 Russkaya Starina Dergisi, St. Petersburg 1882, cilt 33, sayfa 535_ Ali Kasumov ve Hasan Kasumov, Çerkes Soykırımı, s. 270 içinde.
221 Ali Kasumov ve Hasan Kasumov, Çerkes Soykırımı, s. 270.
222 Feodro Feodoroviç Tornau, Bir Rus Subayının Kafkasya Anıları, s. 95.
223 Yura G. Argun, Abhazya’da Yaşam ve Kültür, s. 19.
224 Foreign Office (İngiliz Dışişleri Bakanlığı) belgeleri 97-424, No:13, 16 Mayıs 1867 Trabzon, Palgrave’den Stanley’e bir yazısı_ Justin McCarthy, Ölüm ve Sürgün, s. 36 içinde.
225 Anzor Kuşhabiyev, 21 Mayıs Sürgünü, Nart Dergisi, Sayı.21, (Mayıs-Haziran 2004), s.16.
226 Cevdet Hapi, Kafkasya-III (Tarihsel Nüfus ve Koloni Dönemi), Kafdağı, (Sayı.31-32, 1987), s. 11.
227 Merkezi Devlet Arşivi, fon VUA, Dosya 6696, sayfa 270-271_ Ali Kasumov ve Hasan Kasumov, Çerkes Soykırımı, s. 255 içinde.
228 Ali Kasumov ve Hasan Kasumov, Çerkes Soykırımı, s. 31, 29.
229 Avledin Dumanış, Çerkes Kültürü Üzerine Etüd, s. 146.
230 Aslan Peneşu, Müridizmin Kuzeybatı Kafkasya’da Yayılması, s. 38; Rusya Dış Siyaset Arşivi, Baş Arşiv Fonu 1-9, Sayı 8, dosya 19, Sayfa 188_ Ali Kasumov ve Hasan Kasumov, Çerkes Soykırımı, s. 276 içinde.
231 Osetya Cumhuriyeti Merkezi Devlet Askeri Tarih Arşivi, Fon 12, Sayı 5, Dosya 20, Sayfa 27_ Ali Kasumov ve Hasan Kasumov, Çerkes Soykırımı, s. 277 içinde.
232 Bedri Habiçoğlu, Kafkasya’dan Anadolu’ya Göçler, s. 106.
233 Justin McCarthy, Ölüm ve Sürgün, s. 43.
234 V. V. Pokshishevskiy, Geography of Prerevolutionary Colonization and Migration Processes in the North Caucasus, s. 516.
235 Çetin Öner, Şu Bizim Çerkesler, s. 71.
236 Foreign Office (İngiliz Dışişleri Bakanlığı) belgeleri 195-812, No:9, 15 Nisan 1864 Stevens’dan Bulwer’a bir yazısı_ Justin McCarthy, Ölüm ve Sürgün, s. 42 içinde.
237 PRSCET, Belge no:15, 19 Mayıs 1864.
238 Rusya Dış Siyaset Arşivi, Baş Arşiv Fonu 1-9, Sayı 8, dosya 19, Sayfa 105_ Ali Kasumov ve Hasan Kasumov, Çerkes Soykırımı, s. 270 içinde; Theophil Lapinski, Çerkeslerin Kafkasya’dan Göçü (1874), Çev.: İbrahim Dipşov, Kafdağı Dergisi, Sayı 43-46, Ağustos 1990-Ocak 1991) s. 22-25.
239 Abdullah Saydam, Kırım ve Kafkas Göçleri: 1856-1876, s. 196.
240 Tarih ve Toplum Dergisi, 1984: s.57, 62.
241 Oteçestvennıye Zapiski Dergisi, 1874, Sayı 2-3, Sayfa 351-352_ Ali Kasumov ve Hasan Kasumov, Çerkes Soykırımı, s. 271.
242 Nihat Berzeg, Çerkes Sürgünü: Gerçek, Tarihi ve Politik Nedenleri, s. 59.
243 Abdullah Saydam, Kırım ve Kafkas Göçleri: 1856-1876, s. 197.
244 Nikolayevski Vestnik 21 Haziran 1865, No:46, s. 193-194_ Murat Papşu, Vatanından Uzaklara Çerkesler, s. 77 içinde.
245 Tuğan Kumıkov, Çerkeslerin Türkiye’ye Sürgünü, s. 23, 32.

Kategoriler:Tarih
  1. Henüz yorum yapılmamış.
  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: