Ana Sayfa > Tarih > BİR SOYKIRIMIN ADI 1864 BÜYÜK ÇERKES SÜRGÜNÜ

BİR SOYKIRIMIN ADI 1864 BÜYÜK ÇERKES SÜRGÜNÜ


Bir Soykırımın Adı
1864 Büyük Çerkes Sürgünü *
Cahit ASLAN**
Özet:
Kuzey Kafkasya’nın çok dilli özelliğine rağmen, ortak tarihsel, sosyal, kültürel ve jeopolitik menfaat birliğinin yol açtığı bir üst kim kimliği taşıyan Çerkesler, Kuzey Kafkasya’nın kadim halklarıdır. Rusların emperyalist yayılmacı politikasının Kafkasya’ya dayanması yüzünden Çerkesler, uzunca yıllar Rus Çarlığına karşı özgürlük mücadelesi vermişlerdir. Bu mücadele sürecinde Ruslar, Çerkeslere çok kötü davranmış ve Kafkasya’da etnik temizliğe varan savaş metotları uygulamışlardır. Sonuç olarak, Çerkesler, 21 Mayıs 1864’te özgürlük savaşlarını kaybetmişler ve nüfuslarının önemli bir kısmı jenosit kurbanı olmuştur; geri kalan nüfus ise, Kafkasya dışına, özellikler Osmanlı topraklarına sürülmüşlerdir. İşte bu yazı, bu trajedi (Çerkes trajedisi) hakkındadır.

Abstract
Despite the multilingual aspect of North Caucasus, the Circassians who have on upper identity as a result of a common historical, social, cultural and geopolitical interest unity are autochthon people. Because of the Russian imperialist policy in Caucasian, the Circassians fought for their freedom against Russian tsardom for years. During that salvation struggle, Russians maltreated the Circassians and practiced various war methods, including ethnic cleaning. Consequently, the Circassians lost their salvation fought in May 21, 1864. A great majority of their population was lost in genocide and the rest of them were exiled out of Caucasus especially onto Ottoman lands. This article aims at presenting the tragedy of the Circassians.

Giriş:
Kafkasya, Azak Denizi, Maniç çukurları, Hazar Denizi ve Karadeniz arasında kalan ve Apşeron Yarımadasından başlayarak kuzeybatı istikametinde toplam 1200 kilometre uzunluğundaki ünlü Kafkas sıra dağlarının hem kuzeyini hem de güneyini içine alan, geniş coğrafi bölgeyi ifade etmektedir. Beşeri coğrafyada bu bölge Transkafkasya olarak adlandırılır. İnsanın dönüp de geçmişe, buralara baktığında yüzünün kızardığı tarihin en kanlı olaylar ise, daha çok 40-45 kuzey enlemleri ile 37-50 doğu boylamları arasında kalan ve batısında Azak ve Karadeniz, kuzeyde Maniç çukuru, doğuda Hazar Denizi ve güneyde de dağlardan inip Karadeniz’e ulaşan İngur ırmağı ile çevrili “Kuzey Kafkasya” ile kısmen güneyde yer alan ve kuzeydekiler ile akraba olan kavimlerin yaşadığı Osetya ile Abhazya’da geçmiştir.
Kuzey Kafkasya bir bakışta keşfedilemeyecek kadar karışık bir etnik ve sosyokültürel yapıya sahip, tarih boyunca medeniyetlerin uğrak yeri olan ve siyasal nüfuz alanına dönüştürerek pek çok kavimin kültürel mirasını günümüze taşıyan, birbirinden farklı dilleri konuşan kırktan fazla halkın bir arada yaşadığı, dünyanın en karmaşık bölgelerinden biridir. Çerkesler ise, Kuzey Kafkasya dağlarının otokton (varolduğundan beri orada yerleşik olan) halları1 olup, yaşadıkları ‘Büyük Çerkes Sürgünü’ ise, tarihin en acı ve feci sayfalarından biridir. Sonuçları bakımından değerlendirildiğinde Kuzey Kafkasya’nın otokton halklarının yaşadığı bu sürgüne, dünyanın en büyük ulusal trajedilerinden biri olarak, soykırım denilebilir.
Tarihi açıdan bölgenin demografik yapısı, Adıge (Şapsığ, Abzekh, Hatukhay, Beleney, Kabardey vs.)-Abhaz-Ubıh, Çeçen-İnguş grupları ve Dağıstan bölgesinde yaşayan (Andi, Avar, Lak, Lezgi vb. kabileler) tarihi otokton halklar ile bölgeye sonradan gelip yerleşen halklar olan Turani kökenli Karaçaylar, Balkarlar, Nogaylar, Kumuklar ile İndo-germen kökenli bir halk olan Osetlerden oluşturmakta idi. “Kuzey Kafkasya’da en büyük nüfusa sahip kadim halk olarak Adige-Abhaz-Ubıh grubu,2 kuzeyde Kuban nehri ağzında güneydoğuda, Sunja nehrine kadar uzanan geniş topraklarda yaşıyorlardı. Merkezi Kafkasya’daki komşuları, dağlık bölgelerde yaşayan Karaçaylar, Balkarlar ve Osetlerdi. Doğuda Çeçen ve İnguşlar, daha doğuda İngurlar bulunuyordu. Kuban ve Kuma nehirleri boyunca ve Kafkas dağlarının ötesinde bilinen Abhazya’da Abazalar yaşıyordu”3. “Her grubun mensupları, kendi kendilerine yeterli saydıkları dünyaları ile iktifa edince, dünyanın diğer bölgelerinden farklı olarak, adeta bir ‘kültür mozaiği’ meydana getirmişlerdir”4. Fakat, birbirleri ile etkileşimleri sonucunda da antik ‘Adıge-Abaza Maykop’ kültürü üzerinde, “bu bölgenin insanları, tarih boyunca kader birliği etmiş, tarih boyunca meydana gelen sosyolojik süreç neticesinde oluşmuş ortak hayat tarzını, ortak dünya görüşünü, âdet ve geleneklerini, folklor değerlerini ifade eden ortak bir “Kafkas Kültürü”nü de yaratmışlardır”5. Öyle ki, çeşitli Kafkas halklarının yaşamlarını sürdürmesine rağmen etnik açıdan birbiriyle çok fazla karışmışlardır. Bir bireyin babası Adıge, annesi Karaçay, büyük annesi Abazin olabilmektedir. Bu yüzden Kafkasya’dan Anadolu’ya göçler başladığında Anadolu insanı topluca gelen bu insanlara geniş anlamıyla “Çerkes” tabirini kullandılar. Kaldı ki, Çerkes terimi “XIII. yüzyılda görünmeye başlanmış ve ilk zamanlarda Adige halklarına yakıştırılan Çerkeslik6, “17. yüzyıldan buyana, etnik köken ayrımı gözetmeksizin Karaçay, Balkar, Dağıstanlı, Adıgey veya Abhaz olsun Kafkasya’da yaşayan Müslümanları ifade ediyordu”7. Hatta “1404 yılında Kafkasya’da bulunan Başpsikopos Johannes de Galonifontibus, Turani bir kavim olan Karaçayları, ‘Kara Çerkesler’ olarak tanımlıyordu”8. Bu anlamda “toprağı işleyen anlamına gelen “Jarkaz” sözcüğünün zaman içinde Türkçe dilinde Çerkes haline gelmesi anlamlıdır.”9. Fakat Avagyan, Çerkes teriminin Türkçe Çeri-kes yani cengaver ile örtüştüğünü düşünmektedir. Diğer yandan Çerkeslerin ‘Çerkes’ ismi ile ilk defa 1215 yılında Plano de Carpini tarafından kullanıldığı bilinmesine karşın Ernest Chanter, Çerkeslerin M.Ö. 500 yıllarından itibaren tarih sahnesine çıkan antik bir millet olduğunu belirtmektedir”10. Bütün bu tartışma ve iddialar altında Çerkes tabiri geniş anlamda kullanıldığında, yerlerinden yurtlarından sürülmüş olan tüm Kuzey Kafkasya halklarını kapsarken, dar anlamda kullanıldığında Adigeleri ve Adige gruplarını (örneğin Kaberdeyler), mevcut siyasi coğrafya açısından kullanıldığında ise Karaçay-Çerkes’i kapsamaktadır11. Bu yazıda ise Çerkes tabiri, hem Adigeler hem de sürgüne maruz kalmış tüm Kuzey Kafkasya halkları için kullanılmaktadır. Ruslara göre ise, onlar ‘Dağlılar!’dır.
19. ve 20. yüzyıl, Balkanların, Anadolu’nun ve Kafkasya’nın tüm halkları için bir dehşet dönemi olmuştu. Bu bölgelerdeki bütün topluluklar, savaşın, açlığın ve savaş zamanında patlak veren dizanteri, tifüs gibi hastalıkların, ayrıca savaşı kaybeden taraf için kendini gösteren, yurdunu bırakıp göçme zorunluluğunun dehşetlerinden nasibini almıştır12. Çerkesler, belli bir dönemden sonra bu süreci en ağır koşullarda yaşayan ilk halklardan biri olmuştur.
“Osmanlının Kırım Savaşını kaybetmesinin ardından, Rusya, Kafkasya üzerindeki baskısını olağan üstü düzeye çıkardı. Bu baskı karşısında daha fazla direnemeyen Kafkas ulusları, özellikle Şeyh Şamil’in hareketinin düşmesinden sonra tarihin en büyük sürgünleri ile karşı karşıya kaldı”13. Bütün dünya biliyor ki, “Kafkasya, Ruslar tarafından zorla işgal edilmiş ve Adigeler başta olmak üzere Kafkas halklarının büyük bir kısmı Çarlık güçleri tarafından ülkelerinden zorla sürülmüşlerdir”14. Geri kalanlarının ise, farklılıklarından ziyade benzerliklerinin belirlediği geçmişten gelen kültür oluşum süreci -suni olarak siyasal bölgelere bölünerek- farklı dillerde konuşan pek çok halkın küçük nüanslarla birbirinden ayrılan ortak hayat tarzını, ortak dünya görüşünü, âdet ve geleneklerini, folklor değerlerini ifade edebilecek olan bir üst kimlik oluşumunun önüne geçilmiştir. Sovyet-Stalin döneminden kalma siyasi coğrafya açısından Kuzey Kafkasya, Karaçay-Çerkes, Kabardin-Balkar, Adıgey, Kuzey-Güney Osetya, Abhazya, Çeçen-İnguşetya ve Dağıstan gibi bölgelere ayrılmıştır. Buradaki temel kaygının nedeni, tarihin derinliklerinde yatmaktadır. Öyle ki, bu kaygı, tarihte örneklerine zor rastlanan insan kıyımının yaşanmasına neden olmuştur. 140 yıldan fazla bir süre geçti, “bu ara birçok araştırmacı bu konuyla ilgili çalışmalar yaptı, fakat yeterince aydınlatılamamış çok konu var: Acaba Kafkas-Rus Savaşlarının başlangıç tarihi nedir? Acaba, Çerkesler ne kadar nüfus olarak sürülmüşlerdir? Sürgünün nedeni nelerdir?”15. Sürgün edilenlerin ne kadarı yaşamını yitirmiş, ne kadarı hayatta kalabilmiştir? Kafkasya’da gelişen müridizm hareketinin niteliği nedir?
Bu sorulara tarihin sayfalarında yanıt bulmak, bu halkların bugün yaşayan torunlarına verilmiş bir hak olacağı gibi insanın değerine ilişkin sorulara da bir yanıt olacaktır.
Tarihinde Neler Oldu?
Dünya coğrafyasındaki yeri bakımından Kafkasya her zaman jeopolitik öneme sahip olmuştur. Dolayısıyla, tarih boyunca birçok toplumun ve siyasi kuvvetlerin uğrak yeri haline gelmiştir. Kafkasya tarihi, aynı zamanda savaş sanatlarının tarihidir. Kafkas-Rus savaşları ise bunların içerisinde en acımasızca ve ahlaksızca yapılanıdır. Ruslar açısından bu savaş Kafkasların Ruslar tarafından fethi iken, Kafkasyalılar açsısından ise Kafkasya’nın Ruslar tarafından işgali ve yerli halka uyguladığı mezalimdir. Bu yüzden, Kafkas-Rus Savaşlarının ne zaman başladığı, nasıl bir seyir takip ettiği ve sonuçlarının nasıl değerlendirilmesi gerektiği konusunda Rus tarih yazımı ile Avrupa-Türk tarih yazımı arasında önemli farklar vardır. Özellikle göç ve sürgün edilenlerinin sayısının bu kadar büyük olmasını, Çerkeslere Rus hükümeti tarafından göç etmek için verilen tam seferberlikle, dışarıdan yapılan tahriklerle, Türk hükümetinin himaye konusunda göçmenlere verdiği tantanalı vaatlerle, Çerkesler arasındaki etkili kişilerin Rusya’ya karşı düşmanca tutumuyla, ailelerin ve soyların ataerkil yapısının etkisiyle, Rusya içlerine ve Sibirya’ya sürgün edilme korkusuyla”16açıklama eğilimi vardı. Elbette bütün bunların belirli derecede etkisi söz konusudur. Fakat “Kafkasya’da huzursuzluk ve yer değiştirme hareketlerinin, Rusların Kafkaslara girmesiyle başladığı17 birçok bilim adamınca kabul edilmektedir. Özellikle “Kafkas halklarının zorla yurtlarından sürülmesi Rus politikası’nın etkili aracı oldu. Kırım Tatarları’nın tersine, bu Müslümanlar ağırlıklı olarak yönetim örgütünce uygulanan baskıdan ibaret olan bir nedenle yurtlarından ayrılmaya niyetli değillerdi; onlara karşı uygulanan baskı araçları çok daha zorbaca kullanıldı: Kıyımdan geçirme, talan etme, evlerin ve köylerin yakılıp yıkılması”18 gibi.
Sonuçları itibariyle Kafkas-Rus Savaşları ele alınırsa, bu savaşı üç döneme ayırmak mümkündür19: İlk dönem savaşları, hazırlık savaşları olarak adlandırılabilir. Hayli uzun süren bu dönem savaşlarının sonlarına doğru Kuzey Kafkasya’da ufak-tefek göçler görülmüştür. İkinci evrede oldukça kanlı savaşlar gerçekleşti. Bu dönemde direnç noktaları düşen Çerkesler gruplar halinde sürgün edildiler. Üçüncü dönemdeki savaşlar ise “ölüm-kalım savaşları”dır. Bu dönem savaşlarda ise Kafkasya’nın düşmesi ve Rusların Kafkasya’yı tamamen işgal etmesiyle sonuçlandı. Bütün dünyanın çaresiz olarak izlediği bu savaş sürecinde ve neticesinde Kafkasya’nın Ruslar tarafından etnik temizliğine, hayata geçirdikleri metotlar da soykırımına yol açtı.

1. Hazırlık Savaşları:

Tarih boyunca bir çok kavmin geçiş ve karşılaşma noktası olarak görülen Kafkasya’da günümüzde de etkisi gözlenen iki ana unsurun etkisi söz konusudur: Türkler ve Ruslar
Türkler Kafkasya’da:
“Kafkasya ile Türklerin ilişkisi M.Ö. 4. yüzyıla kadar gitmektedir. Bölge, önceleri Kırım Hanları vasıtasıyla ve 16. yüzyıldan itibaren de doğrudan Osmanlı Devleti ile ilişki içerisine girmiştir. Bu ilişki bazen kötüleşerek 20. yüzyıla kadar süregelmiştir”20.
“Kuzey Kafkasya ile Osmanlı Devleti’nin ilk teması ise 1451’de Fâtih’in Abhazya (Sohumkale) üzerine donanmasını göndermesiyle başladı. Taman yarımadasından Soçi’ye kadar Çerkesistan sahilleri, 1479’dan 1810 Rus istilasına kadar Osmanlı (nüfuzu altında) da kaldı.”21. İran da dahil olmak üzere, özellikle Ruslar ile Osmanlıların Kafkasya üzerindeki nüfuz mücadeleleri, Osmanlının Çerkesistan’daki güçlü Prensliklerle işbirliği geliştirmesine yol açtı. Bu prensliklerle 1781 yılında İstanbul’da bir antlaşma yapıldı ve Ferah Ali Paşa yönetimindeki askeri kurul Batı Kafkasya’ya geldi. Böylece Osmanlı ilk büyük ve etkili müdahalesini gerçekleştirmiş oldu. 1781 yılında da Anapa, Soğucak ve Tsemez kaleleri yeniden yapıldı ve ilişkiler pekiştirildi22. 1801 yılında Anapa’ya gönderilen Ferah Ali Paşa, “askeri ve yönetsel niteliğinden çok bir dini misyoner gibi çalışarak”23, “İstanbul’dan din adamları getirdi ve bunları Çerkesler arasında misyoner olarak kullandı. Öyle ki, din adamlarının Kafkasya’ya geldiği seneye ‘İmam yılı’ adı verilmiş, bu tarihten sonra Çerkes isimleri bırakılarak Ahmet, Mehmet gibi Osmanlıca isimler alınmaya, çocukların sünneti için sünnetçiler getirilmeye başlanmıştır. Kısaca, “Ferah Ali Paşa, Çerkesler ile Osmanlı arasında karşılıklı güveni sağlamak ve Osmanlı sempatisini artırmak için İslam dininin yaygılaştırılmasına oldukça önem verdi”24. “Anapa’yı karargah tutup, Çerkesler ve Abazalar arasında Müslümanlığı yaymaya çalışarak,”25 “Osmanlı Devletinin buradaki nüfuzunu da arttırmaya çalıştı”26. Zaten 16. yüzyıldan beri Kabardey prenslerinin Müslümanlığı benimsediği bilinmektedir27. Hatta “18. yüzyıl sonuna gelindiğinde bu süreç tamamlanmıştı. Özellikle Osmanlı Sultanları ve Kırım Hanlarının etkisiyle gerçekleşen bu süreç, İran devletinin Şii mezhebine karşı bir Sünni kordon kurma girişimi olarak gerçekleşti”28. Fakat, Ferah Ali Paşa’nın ölümünden sonra -eskiden olduğu gibi- ılımlı politikanın yerini baskı aldığından İslamiyet’in yaygınlaşması hızını yitirdi”29.
1060’lı yılların Melikhşah döneminde Selçukluların Dağıstan’a yerleşmesiyle temellenen süreç daha sonra sırasıyla bölgede İran ile Osmanlı ve Ruslarla Osmanlılar arasında nüfuz mücadelelerine dönüşmüşse de Türkler tarih boyunca Kafkasya’ya tamamen nüfuz etmemiştir30. Kuzeybatı Kafkasya, her ne kadar Osmanlı idaresinde olmuşsa da tüm Osmanlı idaresi süresince Kafkas halkı tamamen otonom yaşadı. Osmanlı, daima Kafkas halkının ihtiyaçlarını ve karakterini, tarihi geçmişlerini göz önünde tutarak onlara tam manasıyla otonomi verdi31. Diğer yandan “Padişah’ın kendisine bağlı kabul ettiği Kafkas kavimleri hiçbir zaman Sultan’a itaat ve bağımlılığı kabul etmediler. Kabul ettikleri husus, Padişah’ın, Muhammed’in mirasçısı ve Müslümanların dini lideri olarak tanımalarıydı. Hiçbir zaman haraç (vergi) ödemediler veya askeri yardımları olmadı. Karadeniz sahilindeki iki üç kale kurarak ellerinde tutan Türklere, Çerkesler sadece dini inançlarından dolayı tahammül ediyorlardı. İç işlerine karışmalarına hiçbir şekilde izin vermedikleri gibi herhangi bir şekilde müdahale etmek istediklerinde de affetmediler”32. Örneğin Çerkes Beyi Hacımukov bu konuda şu şekilde yazmıştı33: Çerkesya şu veya bu derecede Osmanlı etkisi altına koyan İslam’ın yayılması, sonuçta bu bölgeyi Osmanlı vilayeti veya eyaleti haline getirmedi. Türkler burada Osmanlı düzeni kuramadılar, örneğin Ahıska’daki gibi vergi ve askeri sistem uygulayamadılar. Çerkesler, Osmanlı Sultan’ını kendi manevi önderleri gibi gördüler, fakat onun sivil idari egemenliğini tanımadılar ve iç işlerine karışmasına da izin vermediler. Çerkesler hür ve bağımsız halktı.
Bu yüzden Çerkesler Ruslara karşı savaştıkları gibi Osmanlı’nın da bölgelerine girmelerine engel oldular. “Öyle ki, ‘biz kimsenin idare ve hakimiyetini kabul etmeyiz, Rusları da Osmanlıları da vururuz’, diyorlardı”34. Kısaca “tarih boyunca geniş ölçüde bağımsız yaşadılar ve zaman zaman Osmanlının ya da İran’ın yüksek egemenliğini sözde kabul etmiş olmakla birlikte bağımsızlıklarından asla vazgeçmediler”35. Bu yüzden “Çerkeslerin Osmanlı Devleti ile fazla ilişkilerinin olmayışı (Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Çerkes asıllılar hariç), İslamiyet’in geçmişinin burada oldukça yakın oluşu ve dolayısıyla halifenin otoritesini henüz ciddi olarak kabul etmeyişleri ve bin yıllardan beri özgürce yaşamaya alışkın olmalarından dolayı, bu bölgede Osmanlı Devleti’nin etkisi fazla olmadı. Tam tersine 1787-1792, 1806-1812 ve 1827-1829 Osmanlı-Rus savaşlarında bilhassa Çerkesler de Ruslara karşı çarpışmalara katılarak Osmanlıları desteklediler”36. Bu tür bir ilişki “Orta Asya Türkleriyle birleşebilmek için, Kırım-Kuzey Kafkasya-Astrahan-Kazan hattına sahip olmak, hızla gelişerek güneye inmekte olan Rusya’nın Kuzey Kafkasya’yı işgalini önlemek, Rusya ile dini yakınlığı olan Gürcistan’ın Rusya ile coğrafi birleşmesini önlemek, Uzak-Doğu ticaretinin önemli noktaları durumundaki Karadeniz’in doğu limanlarını ve Astrahan’ı elde etmek37 isteyen Osmanlıların da işine geliyordu.

Ruslar Kafkasya’da:

1481 yılında Altınordu Devleti, Timur’un saldırıları ile yıkılınca Kafkasyalılar açısından da tarihi dönüm noktası başladı. “Altınordu Devletinin yıkılmasıyla Ruslar, Altınordu devletinin boyunduruğundan kurtuldu”38 ve güçsüz hanlıklar ortaya çıktı. Bunlardan Kazan 1552’de, Astrahan ise 1556 yılında, Çar VI. Ivan döneminde Ruslar tarafından işgal edildi. Bu şekilde Rusların yayılmacı politikası Kafkasya’ya yönelince, dünyanın tanık olacağı en zalimce savaşlardan biri olacak olan savaşlar da başladı. Rusların nihai hedefi olan Karadeniz limanlarını ele geçirmek böylece sıcak denizlere inip, Hindistan’a yönelik uzun vadeli planlarını gerçekleştirmek için Kafkasya’yı kontrol altına alması gerekiyordu. Ruslar amaçlarına ulaşmak için “çoğunluk ve siyasal açıdan Müslümanların egemenliği yerine Hıristiyanların nüfus çoğunluğu ve Rusların siyasal üstünlüğü sağlanmalı idi. Stratejik olarak Müslümanların sürülmesi ve Hıristiyan halkların yani Slavların yerleştirilmesi gerekiyordu”39. Bunun için uzun sürecek bir hazırlık savaşı yaptılar. Bu savaşların başlangıç tarihi işte bu Astrahan’ın işgal edildiği 1556 yılına rastlar. Artık, Rusların önlerinde Kafkasya vardır.
1567’de Çar VI. Ivan, Kaberdey topraklarına saldırmasıyla tarihe Kafkas-Rus savaşları olarak geçecek olan savaşların da ilk aşamasına girilmiş oldu. Bu saldırı sürecinde Kabardey prensi Temiroka’nın kızı Maria’nın, Çar Ivan ile evlenmesiyle bir süre barış sağlandı. Fakat 1587’de, Çarın ölümüyle savaşlar yeniden başladı. “1604-1605 yıllarında Rusya, Dağıstan’a saldırdı; fakat, Çeçen ve Dağıstanlıların ortak savunmaları ve karşı saldırılarıyla ağır yenilgiye uğrayarak geri çekildiler. Bir süre lojistik hazırlık yaptıktan sonra, 1711’de Ruslar yeniden Dağıstan’a saldırmaya başladı. Karadan ve gemilerle Hazar denizinden yaptıkları seferler sonucunda Derbend’i işgal ettiler ve 1735’e kadar Dağıstan’da kalmayı başarabildiler… Aynı yıllarda Osmanlı Devleti ve Rusya, Balkanlarda da sürekli savaşıyordu. 1739’da imzalanan Belgrat anlaşmasına rağmen Ruslar, Kuzey Kafkasya içlerine girmeye ve girdikleri yerlere Kazak ve Rus köylülerini yerleştirmeye başladılar”40. Hazırlık savaşları olarak adlandırılabilecek olan bu savaşlar, 1762 yılına kadar tam 206 yıl sürmüştür. Bu savaşların bu kadar uzun sürmesinin bir nedeni; Kırım Hanlığı’nın Çerkes toprakları ile Ruslar arasında tampon olarak var olmasıydı41. Bu tarihten sonra Ruslar istihkamlarına da başladılar.

DİPNOTLAR:
* Bu makale “Uluslar arası Suçlar ve Tarih”te (Asam Yayınları, 2006, sayı=1) yayınlanmıştır.
** Yrd. Doç. Dr., Çukurova Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Sosyoloji Öğretim Üyesi, Adana.
1 John Colarusso, Circassian Reportriation: When Culture is Stronger than Politics, The World & I, Issue (November 1991), (Washington D.C.: The Washington Times Publishing Corpuration, 1991), s. 656
2 Dar anlamıyla Çerkesler, detay için bkz.: John Colarusso, Circassian Reportriation; Abdullah Saydam, Kırım ve Kafkas Göçleri: 1856-1876 (Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 16. Dizi, Sayı. 75, 1997).
3 Murat Papşu (der.), Vatanından Uzaklara (İstanbul: Çiviyazıları Yayınları, 2004), s. 12.
4 Abdullah Saydam, Kırım ve Kafkas Göçleri, s. 16.
5 Ufuk Tavkul, İslamiyet’in 19. Yüzyılda Kafkasya Halklarının Toplumsal Yapılarına Tesirleri, Kırım Dergisi, Sayı.25, 1998, s . 43.
6 Arsen Avagyan, Osmanlı İmparatorluğu ve Kemalist Türkiye’nin Devlet-İktidar Sisteminde Çerkesler, Ludmillan Denisenko (ter.)-Yasemin Gedik (haz.), (İstanbul: Belge Yayınları, 2004), s. 20.
7 Ayhan Kaya, Diasporda Çerkes Kimliğinin Dönüşümü: Değişen Sosyal Konjonktür Karşısında Yeniden Tanımlanan Etnik Sınırlar, Erhan Doğan ve Semra Mazlum (der.) Türkiye’de Dışpolitika Yapım Sürecinde Sivil Toplum Kurumlarının Etkileri (İstanbul: Bağlam yayınları, 2005) içinde.
8 Ufuk Tavkul, Kafkas Dağlılarında Hayat ve Kültür: Karaçay-Malkar Türklerinde Sosyoekonomik Yapı ve Değişme Üzerine Bir Deneme (İstanbul: Ötüken Yayıncılık, 1993), s. 17.
9 Arsen Avagyan, İmparatorluğu ve Kemalist Türkiye’nin Devlet-İktidar Sisteminde Çerkesler, s. 17.
10 N. Luxembourg, Rusların Kafkasya’yı İşgalinde İngiliz Politikası ve İmam Şamil, Sedat Özden (ter.), (İstanbul: Kayıhan Yayınevi, 1998), s. 77.
11 Çerkes tabirinin kapsamı için bkz.: Yaşara Bağ, Çerkeslerin Dramı: İşgal, Sürgün ve Göç, Çerkes Sürgünü (der.) (Ankara: Kafder Yayınları, 2001); Nihat Berzeg, Çerkes Sürgünü: Gerçek, Tarihi ve Politik Nedenleri (Ankara: Takav Matbaacılık, 1996), s. 17; Arsen Avagyan, Osmanlı İmparatorluğu ve Kemalist Türkiye’nin Devlet-İktidar Sisteminde Çerkesler, s. 9-21; Çetin Öner, Şu Bizim Çerkesler (İstanbul: Can Yayınları, 2000), s.
18,39; İsmail Berkok, Tarihte Kafkasya (İstanbul: İstanbul Matbaası, 1958); Berkok geniş anlamda Çerkesliği “her Adige Çerkesdir, her Çerkes Adıge değildir’ cümleleri ile tarif etmektedir.
12 Ayrıntı için bkz.: Justin McCarthy, Ölüm ve Sürgün, Bige Umar (ter.), (İstanbul: İnkılap Yayınları, 1998).
13 Süleyman Erkan, Sürgün Olgusuna Analitik Yaklaşım ve Çerkes Sürgünü Örneği, Nart dergisi, Sayı.43, (Mayıs-Haziran 2005), s. 9.
14 Anzor Kuşhabiyev, 21 Mayıs Sürgünü, Nart dergisi, Sayı.21, (Mayıs-Haziran 2004), s. 16.
15 Kuşhabiyev, 21 Mayıs Sürgünü, s. 15.
16 Golos gazetesi, St. Petersburg 12 Ağustos 1876, No:221, s1-4_ aktaran Murat Papşu, Vatanından Uzaklara Çerkesler (İstanbul: Çiviyazıları, 2004) s. 73.
17 Justin McCarthy, Ölüm ve Sürgün; Kemal Karpat, 21 Mayıs Sürgünü, Nart dergisi, Sayı.21, (Mayıs-Haziran, 2004), s. 12; Anzor Kuşhabiyev, 21 Mayıs Sürgünü, s. 16.
18 Justin McCarthy, Ölüm ve Sürgün, s. 19.
19 Benzer bir sınıflandırma için bkz.: Yaşara Bağ, Çerkeslerin Dramı: İşgal, Sürgün ve Göç; İsmail Berkok, Tarihte Kafkasya; farklı bir sınıflama için ise, Arsen Avagyan, Osmanlı İmparatorluğu ve Kemalist Türkiye’nin Devlet-İktidar Sisteminde Çerkesler.
20 Hayati Bice, Kafkasya’dan Anadolu’ya Göçler (Ankara: Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları No.65, 1991), s. 5.
21 Y. Öztuna, Osmanlı Devleti Tarihi (İstanbul: FFK yayını, 1986), s. 331-332.
22 İzzet Aydemir, Göç: Kuzey Kafkasyalıların Göç Tarihi (Ankara: Gelişim Matbaacılık, 1988), s. 15.
23 Nihat Berzeg, Çerkes Sürgünü: Gerçek, Tarihi ve Politik Nedenleri, s. 50.
24 Cemal Gökçe, Kafkasya ve Osmanlı İmparatorluğu’nun Kafkasya Siyaseti (İstanbul: Şamil Vakfı Yayınları, 1979).
25 Bedri Habiçoğlu, Kafkasya’dan Anadolu’ya Göçler (İstanbul: Nart Yayıcılık, 1993), s. 100.
26 Hayati Bice, Kafkasya’dan Anadolu’ya Göçler, s. 11.
27 Mühime, 32. cilt, no 383 6 Recep 989 / 6 Agustos 1581.
28 Ali Kasumov ve Hasan Kasumov, Çerkes Soykırımı, Orhan Uravelli (ter.) (Ankara: Kaf-Der Yayınları, 1995) s. 2; Aslında “İslamiyet’in Kafkasya’nın batısındaki Çerkes ve Karaçay-Balkar halkları ile doğusundaki Çeçen-İnguş ve Dağııstan halkları üzerinde etkileri farklı olmuştur. İslamiyet’le henüz 8. yüzyılda Araplar vasıtasıyla tanışan ve daha sonraki yüzyıllarda İslamiyet’i peyderpey kabul eden Dağıstan ve Çeçen-İnguş halkları şafi mezhebine dahil olurlarken, İslamiyet’i 17.-18. yüzyıllarda Osmanlılar ve Kırım Hanlığı vasıtasıyla tanıyıp kabul eden Çerkes, Abaza ve Karaçay-Balkarlar Hanefi mezhebine girmişler”; Ufuk Tavkul, İslamiyet’in 19. Yüzyılda Kafkasya Halklarının Toplumsal Yapılarına Tesirleri, Kırım Dergisi, Sayı.25, 1998, s. 43;
http://karachaymalkar.bravehost.com/islamiyetkavkaz.html, 28 Kasım 2005.
29 İzzet Aydemir, Göç: Kuzey Kafkasyalıların Göç Tarihi, s. 18.
30 Fakat, resmi Osmanlı tarih tezinde Kafkasya her zaman Osmanlının hakimiyet alanı içerisinde gösterilmektedir.
31 Kemal Karpat, 21 Mayıs Sürgünü, s. 13.
32 Feodor Feodoroviç, Bir Rus Subayının Kafkasya Anıları, Keriman Vurdem (ter.), (Ankara: Kafkas Derneği Yayınları, no 8, 1999), s. 9.
33 Ali Kasumov ve Hasan Kasumaov, Çerkes Soykırımı, s. 90-91.
34 Ali Kasumov ve Hasan Kasumaov, Çerkes Soykırımı, s. 94.
35 Justin McCarthy, Ölüm ve Sürgün, s. 32.
36 Bedri Habiçoğlu, Kafkasya’dan Anadolu’ya Göçler, s. 99-101; Justin McCarthy, Ölüm ve Sürgün, s. 24-25.
37 Nihat Berzeg, Çerkes Sürgünü: Gerçek, Tarihi ve Politik Nedenleri, s. 61.
38 Justin McCarthy, Ölüm ve Sürgün, s. 13.
39 Justin McCarthy, Ölüm ve Sürgün, s. 29.
40 Nihat Berzeg, Çerkes Sürgünü: Gerçek, Tarihi ve Politik Nedenleri, s. 28-29.
41 Yaşara Bağ, Çerkeslerin Dramı: İşgal, Sürgün ve Göç, Çerkes Sürgünü, s. 211; İsmail Berkok, Tarihte Kafkasya.

About these ads
Kategoriler:Tarih
  1. Henüz yorum yapılmamış.
  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

%d blogcu bunu beğendi: